PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 27 Temmuz 2008 Metallica Konseri - İstanbul



infinitedreams
24.July.2008, 17:29
Felsefi anlamda gerçek heavy-metal'in, thrash alanında asla küçümsenemeyecek işler başarmış eski neferleri Türkiye'yi 3. kez sallamaya geliyorlar.

Bir grup işe yaramaz adam olduklarını inkar etmeyen bu paragöz soytarılar kim ne derse desin hala iyi çalıyorlar (yazmaktan bahsetmiyorum. Sadece çalmak). Vakt-i zamanında, Cliff'in ağırlığıyla inşa ettikleri büyük yapıtlarını buralarda muhtemelen son kez çalacaklar. Alternatif metal yalanıyla süslenmiş uyduruk kafelerde manitacılık oynayan bebelerin eline kadar düşmüş olsalar da bu adamlar eski bir efsane. Ve onları evimizde izlemek için son bu son şansımız.

Kaçırılmaması gerekiyor.
Ben orada olacağım.
İlginize sunarım.

aslanburclu
25.July.2008, 14:12
nihatım koçum benim küçük oğlanda bugün ankaradan yola çıktı o demircilerin konserine. tutturduğuda adamların bida gelmeye ömürleri yetmezmiş

carvalho
25.July.2008, 14:31
Nihat, hangi tribünden aldın bileti???
Yoksa sahne önünden mi???

delibeygir
25.July.2008, 15:03
ilk ikisine gitmiştim sabahtan gidip karaborsa bilet arıyacağım kaçmaz abi bu konser

carvalho
25.July.2008, 15:11
KAraborsaya gerek yok ki Zafer kardeşim. Biletix'ten satılıyor hala...

kaanka
25.July.2008, 15:27
Bırak Selçuk kardeşim Zaferi kendi haline, adam kara borsacıdan almak istiyorsa alsın. Vatandaşta para kazanmalı dimi yani...:p

carvalho
25.July.2008, 15:36
Bırak Selçuk kardeşim Zaferi kendi haline, adam kara borsacıdan almak istiyorsa alsın. Vatandaşta para kazanmalı dimi yani...:p

:cheesy::mrgreen::mrgreen::mrgreen::cheesy:

delibeygir
25.July.2008, 15:52
sahne önü yok baba sordum daha önce olsa şimdiye kadar beklermiydim :cry:

carvalho
25.July.2008, 16:26
Sahne önü 350 kaat normal fiyat. Karaborsayı düşünemiyorum.
En güzeli eski açık'tan seyretmek, 50 YTL. Arada tezahürat da yaparız, bombarsi bombarasi bom bom bom siyah beyaz güm güm güm :)

delibeygir
25.July.2008, 16:38
iiiii pazarlıkla 500 falan en iyi ihtimal erkenden gidersem o fiyata bululrum yoksa 1000 rahat olur.

infinitedreams
25.July.2008, 17:07
Nihat, hangi tribünden aldın bileti???
Yoksa sahne önünden mi???Ne sahne önü abi. Iron Maiden'dan falan bahsediyoruz sanki. Eğer paramla gidecek olsaydım en iyi ihtimal saha içi falan alırdım herhalde.

Kahretsin ki elime davetiye geçti. Numaralı üst, nam-ı diğer v.i.p oluyor kendileri (:
Konsere yarım saat kala giderim herhalde (:

Sen geliyor musun ki?

carvalho
25.July.2008, 17:12
Ne sahne önü abi. Iron Maiden'dan falan bahsediyoruz sanki. Eğer paramla gidecek olsaydım en iyi ihtimal saha içi falan alırdım herhalde.

Kahretsin ki elime davetiye geçti. Numaralı üst, nam-ı diğer v.i.p oluyor kendileri (:
Konsere yarım saat kala giderim herhalde (:

Sen geliyor musun ki?

Gelicem de henüz biletim yok. Ortak biryelerde seyredilecekse bilet alayım dedim ama VİP dedin, yordun beni.

infinitedreams
25.July.2008, 17:26
Gelicem de henüz biletim yok. Ortak biryelerde seyredilecekse bilet alayım dedim ama VİP dedin, yordun beni.
Profesyonel menajerlerle birlikte VIP biletlerin de devreye girmesi heavy-metal'in siyah rengini baya baya dolar yeşiline çevirmeye başlamıştı. Sadece bunun için VIP bilet, sahne önü bilmem nesi gibi uygulamalara acaip kılımdır. Gel gör ki yapacak bir şey yok. Bileti seçme şansım yoktu, direk elime bu geldi.

Bir sonraki konserde diyelim o zaman abi. Daha dinlenecek çok grup gelecek inşallah.

infinitedreams
28.July.2008, 11:48
Öncelikle; 34 ED xxxx plakalı motosiklet hanginizin? Koserden sonra, numaralı tribün girişi tarafındaki otoparkta gördüm. Siyah bir class.

İçeri girdiğimde Pentagram çalıyordu. Saha içi doluluk oranı herhalde %70 bulmuştu daha o saatte. Konserin bir anı geliyor, Pentagram yine "gündüz gece"yi söylemeye başlıyor ve muhtemelen metal müzikle pek de bir alakası olmayan sahne önü güvenlik ekibi yine 'vay deyyuslar' edasıyla gruba bakışlar atıyordu. Bununla yaşamaya alışmak, bunu değiştirmekten çok daha kolay. Coşuyoruz yalandan biz de.

Aslında tek başlarına bile hatırı sayılır bir kalabalığı toplayacak gruptur Pentagram ama millet üzerlerinde ciddi bir Metallica heyecanı olduğu için şarkılara sahnede değil de barda çalınıyormuş gibi katıldı. Gerçi öylesine bir kalabalıkta katılımcılar sadece ellerini kaldırsa yalandan, yine yeter sahnedeki adamlara.

Derken Down çıktı sahneye. Çoğu Türk metalseverin pek iyi tanımadığı bir grup olsa da soundları genel Türk metal dinleyicisinin tarzına uygundu. Belki grubu iyi tanımadığımdandır, bilmiyorum... ama bana şarkılarının çoğu aynı makineden seri üretilmiş gibi geldi. Adamların en çok takdir ettiğim olayı Down'la ilgili olduğunu düşündüğüm bir pankart açan iki fanı sahneye almaları oldu. Sahneye alınan adamlar ki heyecanı uzaktan izlemek bile insanı mutlu etmeye yeter valla. Sarıldılar, öpüştüler, koklaştılar ve tokalaştılar derken konserin geri kalanını izlemek üzere sahne arkasına alındılar. Ve mutlu son.

Sonra Down rüzgarı dindi ve fırtına öncesi sessizlik başladı. Eline mikrofonu alan organizatör firmanın bir yetkilisi hoşgeldin faslına kuvvetli bir alkış alan şu sözleri de eklemişti; "Aranızda ikibin kadar yabancı misarifimiz var. Yalnız şimdi welcome falan diyemeyeceğim, onlar Türkçe öğrensin".
Daha sonra aynı adam "gördüğünüz gibi her yer doldu. Saha bize küçük geldi. Şişli Belediyesi sınırları içerisindeyiz ve başkanımız Mustafa Sarıgül'den daha büyük bir stad istiyoruz" derken Sarıgül kısmı geniş bir kesim tarafından yuhalandı. Zaten talebin muhatabını tutturamamış olması da ayrı bir olay. Reklam kokan hareketlerdi ve çoğu kişi yutmadı.

Bu kısacık hoşgeldin konuşması sonrası yine ölümcül bir sessizlik hakim oldu stada. Beş dakika, on dakika, onbeş dakika derken cin zekalı katılımcı tayfa, hali hazırdaki tribün ortamını fırsat bilerek "sahne boşsa, eğlence biziz" havasında kendi kendine coşmaya başladı. Kapalı tribün önce numaralıyı cümbüşe davet etti. Akabinde saha içi de hengameye katıldı ve derbi maçlardaki ambiansları aratmayacak coşkuda tezahüratlar yapılmaya başlandı. Numaralı tribünün ateşlediği Meksika dalgası belki de on dakika boyunca durmaksızın stadın etrafını gezdi durdu. Ve tahmin ediyorum ki dün, dünya ilk kez bir meksika dalgası saha içine kadar inip kusursuz bir tur attı.

Sonra birden her yer karardı. 50 bin insan, intro girdiği anda sahneye verilen mor ışığın altında biraz sonra belirecek olan silüetleri aramaya koyuldu. o ilk çıkış anını kaydetmeyen isteyen binlerce cep telefonunun ışığıyla beraber alan, uçaktan izlenen büyük bir şehir gibi görünüyordu. Derken herkesin beklediği adamlar sanki hayatlarında ilk kez sahne alıyorlarmışçasına bir heyecanla sahneye dalıp melodik gökgürültüsü diye adlandırılsa saçma olmayacak müziklerini kusmaya başladılar.

Muhakkak ki herkesin içinde bir kaç şarkı kalmıştır 'bunu da çalsalardı ya' diyecekleri... ama bu zaten her konserin kaçınılmazıdır. Liste gerçekten çok iyi hazırlanmıştı. Sahne çalışmaları kusursuzdu. Özellikle 'One' öncesi sergilenen ürkütücü patlamalar -her ne kadar alışılmış olsa da- izlenmeye fazlasıyla değerdi.

Aslında konserle ilgili söylenecek çok bir şey yok. Adamların vaadleri de, seyircinin beklentileri de çok büyüktü. Ve herkes istediğini son damlasına kadar aldı. Katılımcılar ölene kadar unutamayacakları bir konser izlerken Metallica da en çok sevdiği şeyi, yani parasını çuvalla kazanmış oldu.
Hiç çamur atasım yoktu heriflere ama... Allah'ını seven söylesin bana; Robert Travırabla denen adam ne anlar "Fade to Black"ten. İçim sızlıyor... konduramıyorum hala.

delibeygir
28.July.2008, 16:26
ağlamak istiyorummmmmmmmmmmmmmmm !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

handojoe
28.July.2008, 23:17
AH AH NE DİYEYİM YANIYOR İÇİM GİDEMEDİM... ORGANİZATÖR YAKTI BENİ... hayatta pişmanlık duyduğum ender bir an oldu bu konser

carvalho
29.July.2008, 00:08
Heavy metal ile tanışıklığım 1989'da Iron MAiden'in "somewhere in Time" teyp kasedini hasbelkader alarak, ve ilk dinlememde ilk şarkı "somewhere in time" ın gitarla giriş solosunda kendimden geçip koltukların üzerinde kendimi gitar çalar halde bularak, sonuna kadar aynı enerjiyle dinleyerek gerçekleşmiştir.

Sonrasında nedense heavy metal'den uzaklaşış, nedensiz...

Metallica'yı geç tanıdım, öyle kuruluş hikayesi, değişen değişmeyen elemenlarını, tarihini bilmem. Doğru dürüst ilk askerde dinledim desem yalan olmaz. Hakkari dağlarında "one" dinlemenin tadını sanırım kimse yaşamamıştır...

Babalar dün gece sert girdiler, sert bitirdiler. İşi paraya pula iyice döktükleri, heavy metal'den hard hatta soft rock'a geçiş yaptıkları şarkıları çalmadılar, belki de bir çeşit günah çıkartma... O yüzdendir ki konser bence çok çok başarılıydı. Eskileri çalıp durdular sağolsunlar.

Sert dedim ama konserin benim için en iyi anı hedfield'ın gitarını değiştirdiği andı, yani "nothing else matters"ı müjdelediği an...

konserin sonunda yine geleceklerini söylediler. Nihat kardeşimin dediği gibi para pul için midir bilmem ama yine giderim yine giderim.

35'imden sonra kafa sallattılar ya bana, ikinci konser biletini hakettiler...

handojoe
29.July.2008, 00:15
rock konserleri başka şeye benzemez...

hele birde o sahnede çalacaksın haşa kendini tanrı bile hissedersin dostum selçuk...

ROCK insanı harekete geçirir. uyuşukluğu üzerinden atarsın ROCK ROCK ROCK

zaten motorcuda biraz ROCK değil mi?

infinitedreams
05.August.2008, 16:28
Madem grubun tarihi, para pul hırsı vs. konuları açıldı, biraz da konser muhabbetinden kopuk bildiklerimi söyleyeyim grup hakkında.

60'ların heavy'leri, Judas Priest, şeytani temalarla çıkış yapan Black Sabbath ve devamında hızla türeyen yüzlerce grubun müziği İngiltere'yi aşıp tüm avrupa ve amerika'yı sarmaya başladı. O sırada 20'lerin başlarındaki gençlerden bir çoğu bu sesi sevdi 4'ü 5'i bir araya gelen bir grup kurdu. Müzik sertti, şiddetliydi, alışılmışın çok dışındaydı ve insanın ayağa kalkıp bağırma istediğini tetikliyordu. Yalnız bu heyecandan yerine duramayan gençlere göre müzikte çok önemli bir eksik vardı; öfke.

Bu eksiği tamamlamak adına -başka bir yazıdan arak bir lafla- "Amerika'nın aslında rüyalar ülkesi olmadığını farkeden bir grup genç" thrash metal'in tohumlarını ekmeye başladı ve bu yeni akımın iki büyük öncüsü vardı; Slayer ve Metallica.

Metallica'dan bahsederken görsel rakibi Megadeth yerine özellikle Slayer'ı zikretmek her zaman daha keyifli gelmiştir bana. James Hetfield'ın bir türlü söz geçiremediği patronluk dürtüleri sonucu gruptan atılan Dave Mustain tartışmasız bu müziğin yetiştirdiği en büyük gitaristlerden biri ve daha sonra kurduğu Megadeth grubu Metallica'ya kıyasla daha az fana sahip olsa da kemik dinleyici kitlesi tarafından daha bir tutkuyla sevildi hep. Yalnız geçtiğimiz yıllarda çekilen Some Kind of Monster belgeselinde yer alan kısa ropörtajda kendisinin de belirttiği üzere içinde hep bir ezilmişlik barındırmış, James'e ve paralel olarak Metallica'ya karşı hep kin dolu olmuştu. School of Rock filminde gruptan şutlanan başrolün hırsının aynısı vardı hep üzerinde.

Falan... filan..

Ama Slayer sadece kendi önüne baktı. Albümlerinin kaç tane sattığına bakmadı hiç. Onlar için tek kriter konserlerine gelen adamların tepkileriydi. Onlar sert çaldıkça, sınırları zorladıkça albüm satışları ya sabit kaldı, ya düştü. Ama konserlerine gelen adamların gönlünde sarsılması mümkün olmayacak kadar sağlam temelli bir taht kurdular. Kendilerine çizdikleri yoldan hiç sapmadılar. Müziğe ve özellikle bu felsefeye sıksıkıya bağlı kaldılar. Sürekli geliştiler ama hiç değişmediler. 98 albümlerindeki hatanın hesabını acımasızca soran fanlarından özür dilemesini de bindiler.
Bu inatları onların Metallica ve diğer bir çok magazin rock grubunun saraylarından uzak tuttu. Müzik, endüstriyelleşme yalanı altında dolar yeşili dünyanın kapitalist bir silahına dönüşmeye başlarken onlar her zaman simsiyahtı.

İşte o efsane 80'lerin, British Heavy Metal'in yeni soluklarla ortalığın tozunu attığı dönemlerin başında Metallica da 'isyankar'lar sınıfındaki yerlerini alarak thrash metalin ilk tohumlarını atmaya başladı.
Efsane kadro James, Lars, Kirk ve efsane bassçı Cliff'den oluşuyordu.
Grubun kendine has tripleri vardı. Albüm kapaklarına kendi fotoğraflarını koymazlardı. Sahneye çıktıklarında yavşak yavşak hareketler yapmazlardı. Ki bu grup 'one' şarkılarına kadar tek bir klip bile çekmediler. James bunun şöyle diyor; "O zamanlar klip çekmemeyi marifet sanardık".
Evet, bir anlamda haklı. Yalnız bana kalırsa ifade şöyle olmalıydı; "O zamanlar, duruşumuzun dillendirmenin bir yolu da MTV'ye satacak bir şeyler vermemekten geçiyordu".

Grup, Cliff'e ilham olan sıradışı 'şeyler'le akılları oynatacak 3 albüm çıkarttı. Üçüncü albümler Master of Puppets prosmosyonsun, singlesız ve -burası çok önemli- videosuz olarak 1 milyona yakın sattı. Bu albüm sonrası düzenledikleri konserler dizisinin birinde geçirdikleri kazada Cliff Burton öldü. Bu ölüm grubu çok sarssa da birbirlerine kenetlenip yola kaldıkları yerden yeni bir bassçıyla, Jason Newsted'la devam etme kararı aldılar.

Jason iyi bir bassçıydı. İyi bir besteci ve gerçekten iyi bir söz yazarıydı da. Yalnız her yetenek her yerde azami verimli olamabiliyor işte. Grup, Jason'la her hangi bir sıkıntı yaşamasa da etraftan sürekli bir Cliff baskısına maruz kaldılar. Bu baskılar artık dayanılmaz bir boyuta geldiğinde Cliff'in anısına bir video çektiler. Derken dördüncü albüm piyasaya sürüldü; ...and Justice for All…

infinitedreams
05.August.2008, 16:28
…Sözlerini okusanız, gülersiniz. O zamanları yaşayan ve metal müziğin gerçekliği içinde büyüyen biri olsa, ağlar. Şarkının sözlerinde "Adaletin koridorları yeşile boyanmış" diyen grubun şimdiki haline bir bakın hele!
Her neyse... albüm çıkarıldı, tatmin edecek kadar sattı da. Dışardan bakıldığında her şey her geçen gün daha iyiye gidiyordu ama gerçek fanları tehlike sinyallerini bu albümle beraber hissetmeye başlamış, ellerine geçen her fırsatta Metallica'yı uyarmışlardı. James'in "eskiden kayıt yapacak parayı bulamazken şimdi bir oda dolusu param var" sözünün basına yansıması, bankalara akan milyonlar ve şöhretin kucağında, MTV'ye satılan çelik gibi thrash ruhu.

O kameraların önünde, spot ışıklarının altında verilen pozlar bir anlamda bekaretini vermek gibi bir şeydir. İşte Metallica bunu yaptı. Ve bir daha asla toparlanamadı. Özel avukatlar, menajerler, bir kenara atılan tur otobüsü yerine özel araçlarla konserlere gitmeler... Oysa tur otobüsleri bambaşkadır rock grupları için. Fanların, gitarların, sahnelerin, albümlerin, müziğin kısaca tüm bu olan biten şeyin yoğunlaşıp küçük bir merkez oluşturduğu yerdir. Ama onlara spot ışıkları ve yaldızlı konfetiler daha cazip geldi.

Falan... filan...

Ve iplerin koptuğu, Metallica tarihini ortadan ikiye bölen albüm çıkarıldı. Grupla aynı adı taşıyan bu albüm tüm dünyada "black albüm" olarak ünlendi. Cliff'ten kalan son şeyleri ...and Justice for All'da tüketen grup için artık adalet, bağımsızlık, savaş karşıtlığı gibi bir kaygı yoktu. Onun yerine duygusal şarkılar ön plana çıkmış, daha çok genç kesime hitap edilmişti. Protest kimlik bir kenara atılmış ve popüler kültürün ışığında iyi çalan bir rock grubuna dönmüşlerdi.
Eğer dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir grup yapmış olsa bu albümü insanların alkışlamaktan avuç içleri patlardı belki. Ama Metallica gibi bu kadar çabuk efsaneleşen bir grup paraya tapmaya başlarken böyle bir şey çıkartınca çok büyük tepki aldılar. Bu tar'hten sonra Metallica artık bambaşka bir gruptu.

Sonra ardı arkası kesilmez konserler, Garage’lar, Load ve sanki Load bir haltmış gibi Reload. İlginçliğe ve ilgi çekmeye doymayan adamları Senfoni denemesini de unutmamak lazım tabi. Kısaca tam bir kıyım!
Kimse yaptıkları müziğe kötü demiyor aslında. Sadece bu gerçek Metallica değil ve bunun thrash’le, thrash ruhuyla hiçbir alakası yok. Bunu zaten kendileri de inkar etmiyor. Lars “eğer Cliff yaşaydı Load’a kesinlikle müsaade etmezdi” dedi bir röportajında. Some Kind of Monster’da izledim… James karting tibi minik bir arabayla dolaşıyordu ve bu arabayla neden dolaştığı sorulduğunda şu cevabı veriyordu; “neden mi? Tabii ki ilgi çekmek için”.

Falan… filan…

Jason’ın gruptan ayrılmasıyla yeni basçı aramaya başladılar. Sanki dünyadaki bütün basçılar bitmiş gibi o saçma sapan hardcore’cu bozması herifi gruba dahil ettiler. Bu gruba gerçek kimliğini veren Cliff’in gitarını ‘dünya havaya uçsa umrumda olmaz’ tribinde oynar başlı bir adam verdiler yani. Tekrar ediyorum; “bu herif ne anlar Fade to Black’ten”.
Gruba aldıkları yetmezmiş gibi James şöyle bir şeyler kusmuştur ortaya seçmelerin yapıldığı günün sonunda; “eğer bu günkü seçmelere Cliff katılmış olsaydı, onu seçer miydik bilmiyorum. Çünkü bu çocuk (yeni dallama) gerçekten çok yetenekli”.

Sizce bu lafı söyleyen James gerçekten dürüst biri mi, yoksa çektikleri belgesel daha çok ses getirsin, daha çok satsın diye miydi bu laf? Aslında cevabı çok basit. Çünkü yeni herifle anlaşırlarken bile belgeselden elde edilecek kardan para vermeyecekleri şartını koydular hemen önüne.

Ben daha ne anlatayım ki?
Grubu güzel bir yerinden özetleyen lafı hazımsız Dave (Mustain) zaten söylemiş; “O grupta James patrondur (bu patronda kapitalist bir vurgu olmalı), lars’sa onun köpeği… kirk bilmem ne işte (burasını unuttum ama günahsız o, saf biraz gibi bir şeydi)”

Peki bu grup madem o kadar dağıttı batırdı… madem o kadar tu kaka, rezil… neden herkes sayfalarca onları konuşuyor?
Şöyle bir şeyler söyleyebilirim; çünkü bu herifler gerçekten yetenekliler. Ellerinde de, içlerinde inanılmaz kuvvetli bir şeyler var thrash metal adına. Ve bu kadar güzel, bu kadar görkemli ve bu kadar sevilen bir tür böylesine büyük bir grubu kaybettiği için çok öfkeli.

carvalho
06.August.2008, 20:49
Nihatçım, farkında mısın bilmiyorum ama makale değerinde bir bilgilendirme yapmışsın. Ellerine beynine sağlık. Yazarken birsürü detayı yazmadığının da farkındayım uzun olmasın diye :)