Merhabalar Raptor Riders sakinleri... Adım Muhammed. Erzurumluyum... Yaşım 26. Yazımın başında hatırlatmak isterim, milletimi ve milliyetimi, milletimin tarihini, kurduğu ve yaşattığı medeniyetleri seviyorum. Bu hissiyatla yazıyor olmam kimseyi rahatsız etmesin (rahatsız olunacağına ihtimal vermiyorum), ırkçı bir tutum olarak algılanmasın. Sevmek ve saymak hususunda gönlümüze hudut çizilemez. Hikayem kısaca şöyle... Çağdaş Türk dilleri ve edebiyatlarının kökenlerine dair kapsamlı bir dört yılın ardından Erzurum Atatürk Üniversitesinde Türkoloji dalında y.lisans öğrenimi görmeye başladım (Şubat-2015). Uçsuz bucaksız Türk tarihinde, geleneğinde ve mitolojisinde ilham alınacak o kadar çok veri mevcut ki, tek bir efsanemizin bile dünya kültür varlıklarına kaynaklık edebileceğini söylemek yanlış olmaz. Tulpar efsanesi de bunlardan biri... Tulpar'ın çağrıştırdığı arkaik duygular, bu efsane ile asırlar ötesine giden ruhsal bağlarım, beni bu çağın özgürlük timsaline kadar getirdi. Şöyle ki:
Zaman zaman Türk hakanlığının burçlarından biri olan Erzurum'dan yola çıkıp kuzey denizlerine sahili olan Giresun, Trabzon, Rize gibi cennetin dünyaya göz kırptığı yakın coğrafyalara seyehat ediyorum. Kimi zaman da Asya bozkırlarının çetin evlatları olan Selçuklu Hakanlığının kudretini ve sanatını ilmek ilmek işlediği eserleriyle benzersiz kılınmış Ahlat gibi 'şehirlere' (özellikle kümbetleri ve Orhun kitabelerine benzeyen mezar taşları mutlaka görülmelidir), Divriği gibi arkaik çağlara ışık tutan merkezlere (ulu camii ve kalesi, sizi antik çağın eşiğine sürükler... Önce taşa ruh işleyen Türk estetiğinin belleğinizi kavradığını ve size birşeyler fısıldadığını fark edersiniz. O fısıltılar ürperen tüylerinizle omuriliğinize kadar tırmanarak zihninizde bir tayy-i zamana dönüşür - başka bir ana gidersiniz; kılıç, kalkan, zırh gibi metale anlam kazandırmış atalarımızın görüntüsü nazlı bir kısrağın üzerinde canlanır ve sizi eski zaman sürücülerinin gözlerinizin içine gülümsediği hayaliyle uyandırır.) Genellikle otobüsle, tren yahut özel araçla yaptım seyehatlerimi. Ama seyahatlerimin beni tabiattan alıkoyan dört bir yanı kapalı kutularda, zamana karşı yarış şartlarının esaretinde köleleştirilmiş vasıtalarla gerçekleşmesi bende yarım kalmışlık hissi uyandırır daima. Sizler de öyle hissediyorsunuz biliyorum.
Durumu özetlemek gerekirse, bu özgür tavrın yaşamı, motosiklet sürücüsü olmakla yakından ilgili (bana göre). Türk mitolojisinde atların hakanı olarak Türk Hakanlarına hizmet eden, geceleri gökyüzünde sonsuzluğa uçarak Kafdağı'nı aşabilen devasa kanatlara sahip eşsiz bir dosttur Tulpar... Çağımızda motosiklet tutkusuyla özdeşleştirdiğim bir figür artık.
Motosiklet özgürlüktür, "rüzgarın bol olsun" temennisi de bu özgür duyguları; at sırtında rüzgârla yoğrulan atalar ruhunun yaşadığı heyecan, merak ve mutluluk duygularını canlandırır bedenimizde. Neden tabiatla, doğal yaşamla daha çok temas etmek isteriz? Çünkü bizler, anlamsal bağlarla dostluk kurduğumuz motosikletlerin üzerinde, Tulparların sırtlarında sonsuz bozkırlara at sürmüş atalarımızın hissettiklerinden farklı şeyler hissetmiyoruz aslında. Hürriyet, özgürlük hissi... Kalıtımımızdaki baskın gen bizi zincirlenemez kılar, fiziksel ve ruhsal anlamda özgür yolculuklara sürükleniriz. Kendimiz gibi hissederiz...Motosikletle dostluk kuran her insan böyle hisseder (tahminen söylüyorum çünkü hayatıma henüz bir motosiklet girmiş değil :| on beş yıldır bisiklet sırtındayım yalnızca...). Dostluk kurmak diyorum çünkü eşyaya sahip olmak kusurlu bir ifadedir, eşyaya ait olmak da öyle... Benim benimsediğim yaşam görüsü tasavvufta olduğu gibi, eşya ile, nesneler ile de tıpkı canlı varlıklarla olduğu gibi dostluk kurmak, onlarla saygılı bir iletişim dili oluşturmayı hedef almakla ilgilidir. Atalarımızın dünyamıza anlam katan bakış açısını yaşam görüm/felsefem olarak benimsiyorum kısacası.
Bu noktada senelerdir hayalini kurduğum, üç aydır da yaptığım araştırmalarla beni ben yapacağına inandığım modele kesin kanaat getirdim. Chopper... Bütçeme göre mondial, kanuni vs. gibi markaları düşündüğüm esnada bu markaların chopper adıyla piyasaya sürdükleri araçlara erişsem de mutlu olamayacağımı fark ettim. Regal Raptor biçimi, cüssesi, kullanıcılarının onunla kurduğu özel dostluğu göz önüne alındığında tercih edilmesi gerekenler listesinin başında geliyor (bütçeyle de ilgili). Ben de ufak paralarla mutsuz olmaktansa biraz daha bekleyip birikim yaparak bir RR ile buluşmayı daha anlamlı buldum.
Diğer yandan motosikletle ilgili okumak, araştırmak beni motorla ilgili kavramları irdelemeye, yeniden "neden bu ülkede mekanik üretim yapılmaz" sorusunu sormaya kadar getirdi. Mühendislik tasarımlar benim için artık daha heyecan verici ve daha anlamlı. Yeni patentler üretmek kolay değil biliyorum ama gençlerin, çocukların mühendisliğe milli menfaatleri yüceltmek anlamında yönelmelerini teşvik etmek gerektiği kanısındayım. Bu yönde çalışmalar yapmayı planlıyorum (çocuk öyküleri, çizgi dizi senaryoları vb.). Ayrıca nasipse, biraz iddialı olur ama makina mühendisliği okumayı arzu ediyorum.
Tulpar'ı aramak yolunda yaşadıklarım, öğrendiklerim ve hedeflediklerim şimdilik bu minvalde. İleride neleri tamamlar neleri hedef listeme eklerim bilemiyorum. Epeydir takip ettiğim bir forum sitesiydi burası. Nihayetinde neden üye olmayayım ki dedim kendi kendime. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Her birinizle oturmak, çay içip yüz yüze sohbet etmek nasip olur inşallah. İlerleyen zamanlarda aradığım motosiklete ve oturduğum şehirde bayii olmaması nedeniyle motosikleti nasıl edinebileceğime dair sorularıma sizlerden cevaplar rica edicem. Şimdilik bu kadar. Dostluğunuzdan şüphem yok. Aranızda olmaktan, deneyimlerinizi okumaktan, sizi tanımaktan (inşallah derinlemesine tanışma fırsatımız olur), mekanik teknolojilerle ilgili bilgi ve görgü edinmekten ötürü mutluyum. Selametle...

