KIRMIZI..BEYAZ..EN BÜYÜK TÜRKİYE..
ya ne güzel son dakikaydı o öle.ben golü yiyince kızdım balkono çıktım bide baktım gol.hemen üstümü değiştirdim penaltılara geçmeden.eve 2.5 da girdim.hayatımda bi maça bu kadar sevinmemiştim.herkez korksun bizden.
Yazdırılabilir Görünüm
KIRMIZI..BEYAZ..EN BÜYÜK TÜRKİYE..
ya ne güzel son dakikaydı o öle.ben golü yiyince kızdım balkono çıktım bide baktım gol.hemen üstümü değiştirdim penaltılara geçmeden.eve 2.5 da girdim.hayatımda bi maça bu kadar sevinmemiştim.herkez korksun bizden.
maçın her dakikasını kalbim ağzımda seyrettim.
o golü yediğimizde yok ya olamaz, bu kadar bekledik , gerisi gelmeli demiştim.
sonrası tam bir ŞOK ve dalga dalga gelen sevinç.
penaltılarda zaten emindim ,o maç bizimdi :p
ŞU ÇILGIN TÜRKLER PART 2 :mrgreen:
Bizimkiler bunu adet etti bence, maçın sonuna kadar ellemeyip gol yiyolar rakp sevinip ikarus sendromuna yakalanınca çatır çatır takıyorlar golleri, eee demekki bizimkilerde böyle fantazi yapıyolar kendilerine göre :mrgreen: 119 uncu dakikada yenilen golle hırvat hocanın 2 eli açık sevinç deparından 40-50 saniye sonra yediği golle limon yalamışa dönmüş suratına bakmak benim için dünyadaki en büyük keyif oldu valla. Biz aynı bu şekilde devam edersek herkeşleri yeneriz kardeşimmmm :p
Avrupa'nın, kağıt üzerindeki en büyük 4 takımından ikisi belli oldu.
A ve B gurubu liderleri evlerine dönerken bu grupların ikincileri kozlarını yarı finalde paylaşmak üzere hazırlıklara başladı. Bizim millilerde sakat olmayan oyuncuların yarısı cezalı. Turnuva boyunca gördüğümüz 15 kartın kaçı yerinde kartlardı acaba?
Herneyse...
Bakın Alman Bild gazetesi dünkü maçın haberi web sitelerinden hangi başlıkla duyurmuş; "Bu türkler, bizi de paketler".
Ve BBC... özetle şuna benzer bir haber yapmış;
"Evet, Türklerin bir-kaç çok önemli adamı Almanlara karşı oynayamayacak. Peki 'maçı Almanlar kazanacak' diyebilir miyiz? Tabii ki hayır. Türkler B Filmi canavarları gibi. Siz ne kadar öldürürseniz öldürün, yine üzerinize geliyorlar".
İlginç bir turnuva. Koşan, belli bir kurgusu olan, sürekli gol atmak isteyen, futbolu gerçekten oynayan bir turnuva izliyoruz. 2000'li yıllarda iyice sanayileşen Avrupa Futbolu'nun, Güney Amerikalıların bile salya akıtarak izleyeceği güzellikte top oynaması, tüm skorlardan öte bir haz veriyor insana. Önce, sıradan bir gerçek futbol romantiği olarak müthiş keyif aldım turnuvadan, sonra da bir Türk olarak gurur duydum akıllara zarar yarı final maceramızdan.
Öyle işte...
Bir futbol turnuvasında, 90 dakikanın tamamında güzel oynadığın tek maçı kaybetmek de varmış. Mevkisinde dünyanın en iyilerinden sayılan bir adamın çocukça bir hatası yüzünden oturduğun koltuğa dibine kadar gömülmek de. 4 maçtır süren sindirme operasyonuna yarı finaldeyken, hem de tüm dünyanın gözü bu maçın üzerindeyken bile devam edilebiliyormuş eli düdüklü düdüklerce. 25 kişilik kadrodan 15'i ayağına krampon giyebiliyor, ve sen hala bu iflah olmaz gururunu siper edip gidebiliyormuşsun rakibin üstüne. Ama olmuyor bazen.
Öyle işte..
Son şampiyon Yunanistan evine puansız dönerken, Dünya Kupası finalistleri özür dileyecek bile yüzü olmaksızın bavullarını toplarken, yıllardır izleyemediğimiz güzellikte bir oynayan ölüm grubunun seri katili Hollanda bile çeyrek finalde havlu atarken turnuvayı sadece televizyondan izleyebilen İngilizler hep bizi konuştu.
Öyle işte..
Turnuvaya katılma başarısını göstererek bize bir takımı can-ı gönülden destekleme şansını veren tüm oyunculara teşekkür etmekten başka ne yapabiliriz ki. Belki ileriki turnuvalarda, sürekli gol arayan takımı oynabilecek kudrette olduklarını farketmelerini. O kadar.
Süper Lig'de, koskoca sezonda sadece 2 maç izlemiş biri olarak bana futbolu tekrar sevdiren, futbolun Rocky 4'teki Ivan Dragon mantığına tamamen teslim olmadığını ispatlayan tüm Euro 2008 katılımcılarına da teşekkür ediyorum.
Turnuvanın her yönüyle mükemmel en keyifli maçı Rusya-Hollanda arasında oynandı. Kalan iki maçın da ancak üzerine güzel bir cila olabileceğini düşünüyorum. Ve bir Avrupa Futbol Şampiyonasının da aynı tadı vermesini düşlüyorum.
Öyle işte..
Tam top oynamaya başladık, bu sefer de turnuva bitti bizim için.
Keske hocamiz turnuvaya goturdugu kalecileri daha dikkatli secseymis. En azindan yedek kalecimiz kulübünde bari yedek olmayan bir kaleci olsaymış. Italia 90'daki Arjantinli yedek kaleci Goycoechea'nin nasil kahraman oldugunu hic unutamam.
Gurur verici bir oyun oynadik, ilk yari Alman yari sahasinda gecti. Hakem Almanlara kart gostermedi belki ama Sabri'nin Lahm'a yaptigi hareket penaltiydi bence. Bizim Kazim'inki ise ucuz penaltiydi, onu kimse vermez. Onlarin da hakemden bizim kadar sikayetci oldugundan eminim. Attigimiz birinci gol bana yillar once grup eleme maclarinda Hakan Sukur'un kafa vurusundan sonra Oliver Kahn'in topun pesinden
kaleye emeklemesini hatirlatti, oyle bir beyhude cabalama... Bir de mactan sonra atv spikeri Lehmann'la yaptigi röportajda sordugu ezik soruya aldigi cevabi tercume etmeye utandi herhalde, duyabildigim kadariyla soyleydi:
...
atv: Turkiye de finale cikmayi haketmisti degil mi? ('Türkiye şog güzeğl, şoğg guclu takim, yine gelecek ben' demesini bekliyor')
Lehmann: Hmm, aslinda tum takimlar bunu hakeder ama önce rakibi yenmeniz lazım.
...
Yahu bu Isvicre'de zemini duzgun bir saha yok muymuş, adamlar yer yer çim gorunmeyen sahada yarı final oynattı. Biz yapsak odun derler, kazma derler. Isvicreli yapinca $ugar. Oh ne ala memleket.