centaur Nickli Üyeden Alıntı
M E K T U B A T
Gidiyorum Emilia …
Özgürce s….. sincaplara,gelinciklere selam olsun !
Anılarımı bağışlayıp tüm alzeimer hastalarına ,son bir öpücük daha alıp kenevir ruhumu söndürüyorum hayatın kül tablasında. Sadece senden birazcık alıyorum yanıma.
Göğüs uçlarımı kestiğim seneydi seni tanıdığım o asır… Asır diyorum çünkü sana değen her nano salisesi üçyüzaltmışbeş günlü bir insan yılına denkti.Bir tek altı saati eksikti her birinin. Malzemeden çalmazdı ya Rahman –ı Rahim , zamansal bir hatayla hamile kalmıştı aklımdaki o deli müzmin…
Sokaklarında kainata açılan gizli solucan delikleri olan müstakil bir mahallede büyümüştü bedenim. Manav Emrullah amcanın tezgahındaki dişlenesi elmaları, Bakkal Cengiz Amcanın leblebi tozu ve çekirdeği.. Ama en çok çekirdeği kaldı çocukluk dişlerimin arasında. Gelinciklerin saman balyalarıyla ambiyans katılmış avlumuzdaki her ağaca genel müdür olarak atandığı bir sarayda kalınlaştı aklım. At arabacıydı benim babam. Atlarını hepimizden çok sevse de yine de babamdı. Püsküllü süslerini bile arap sabunuyla yıkardı atlarının, ağzında uzun samsun cigarası. Arap sabunu, camdan bakan arap kızı derken şimdi düşünüyorum da galiba rahmetli pederim gizliden gizliye Baasçıydı. Tüm sokağın çocuklarına feci kıldım bizim arabanın arkasına takılıyorlar diye. Ve her sabah dönmeye başladığında o tekerlekler ,asılmasınlar diye arabanın ardına ,en çok ben bağırırdım babama ; arkaya kamçı !
Bıyıklarım terlediği yıl yaptırdım ilk dövmemi. Daiş yoktu o yıllar lakin yine de hilafetini ilan eden bir müezzin tarafından ‘’aptezsiz münafık’’ olarak mürted ilan edildim. At arabacı ,Kıpti bir şoparın neslinden gelen dışı Hanefi,içi Şii ,kalbi Alevi bir Nasrani Yahudiydim galiba. Ne olduğumu ben de bilmiyordum ama özde bir insan olmaya gelmiştim Emilia..
Tahsilime komi olarak başladım sonra lisansım garsonluk. İskambil destelerini mahir dağıtan ellere sahip ağır ağabeylerden kaybetmeyi,yalnızlıktan rakıyı, Zerrin Egeliler posterlerinden ise kuantum fiziğini ve kara delikleri öğrendim.Yüz kişi doğmuştum tek memesi olan bir kadından. Altmışı açlıktan öldü ,otuzu basiretsizlikten. Tek meme ve hayat-mem(e)at meselesiydi bu.Anneme koşulsuz bağlıydım. Bu yüzden kalan dokuzunun katili oldum. Çok sevdim onu.Sırf bu yüzden ellerim titremeden servis yapar gibi vurdum ,babamın ölümünden sonra başka bir adama ‘’canım’’ diyen anamı! İşte bu gerçek bir kanundur ki - en profesyonel katiller garsonlardan çıkar Emilia.
Hapisliğim Geyikli’de denize nazır bir mahkumluktu. Camları o vakit yalıtımlı-çift cam değildi lakin Cavit Karacabey ‘’Çift Camlardan Ses Gelmiyor’’ parçasını besteleyip kasedine koymuştu bile.Tenedos’a karşı geç batardı güneş ve pos bıyıklardan sallanırdı bu marş her akşamüstü:
‘’Mazi ta kökünden silinsin
Biz başka alem isteriz
Bizi hiçe sayanlar bilsin
Bundan sonra her şey biziz…’’
O ağabeylerden Enternasyonal Marşını,zeytin çekirdeklerinden tesbih yaparken sabretmeyi, Kör Sabri ‘nin şarabından ağlamayı öğrendim.. Kuntra hıçkırıklar,kabarnet yutkunmalar, şevingnon damlalar…
Belki bu yüzden öfkem kan kırmızı Emilia . Aldığı notlar deftere sığmadığı için sayfaların yetersizliğine kızmış ve sırf bu yüzden beynini yakmış bir deli oturuyor kafatasımın ırk tespiti için ölçülen bölümüne yakın bir yerinde… ‘’Beni de yakın !‘’ diye çığlık atıyor o noktaya kitaplardan taşıdığım herşey; Adolf ağlıyor, Jeanne D’arc tecavüze uğruyor ve yüzlerce ünlü-ünsüz tip ciğerlerine dolan dumandan boğulmak üzere iken af diliyor beynimden. Ama çok geç! Herşeyin ucuz tükenmez kalemlerden daha çabuk tükendiği bir satıh haline zorla getirilen hafızam artık hiçbirini hatırlamayacak! Ölüler ve yaşayanlar! Azizeler yada orospular! İnkar ettiklerim yada inandıklarım! Ucu itina ile sivriltilmiş bir fikirle deliyorum beynimi sağ şakağımdan hayata kadar. Kızgın bir damga ile ruhumu markalıyorum! Aksın hadi! Aksın tüm içimdekiler… Geriye kalan o ilk Adem bedeni… İçime ruh üflenmeden önceki toprak halim ve senden biraz…
Gidiyorum işte!
Yılın ilk balını kovanıyla alıp kaçan ayılara, tükürürken tebessüm eden lamalara selam olsun!
Beş yaşında iken dayımın plastik satranç takımından iki piyonu yemişim. Meğer biri sen biri benmiş. Kedilerin papyonları vardı kamyonlar ise çok yalnızdı.Sırf bu yüzden arasıra yollardan uçup heyecanla tek katlı evlerin bahçelerine hatta bazen odalarının içine kadar girerlerdi. Darwin denince işe giden bir primat canlandırıyordu insanlar gözlerinde. Anamurda başlamış olmalıydı evrim ve kaderim defterine ‘’tuhaf bir ucubedir ‘’ diye kodlanmıştı tağyiri ,tebdili,ilgası cebren ve şaran mümkün olmayan benliğim.
Bu yüzden aklımla oynadılar Emilia. Açıp çaktırmadan içini ,rahmetli Cenk Koray’ ın kutusuna s.çtılar.Yetmezmiş gibi sırf martılar susamı seviyor diye sade simit ürettiler. ‘’Gören bir göz görmeyen ikisinden iyidir’’ dediler. Nereden biliyorlardı? He ,soruyorum nereden?
Bu yüzden neden diye sorma sakın.Artık kalmak istemiyorum. Ağzı salyalı sevişmelerim, af dilenmelerim, sadakatim, yalnız otuzbirlerim,lanetim,dualarım,yeni aldığım zarif köşe takımım ve bu mektubat… Hepsi sana kalıyor…
İşte böyle Emilia ! Keşke Cern’de ,çarpışan o atomların arasında ,atom altı acıları yıllar önce keşfeden Müslüm Babanın bir şarkısında ruhumuzu kilolarca rakıya gömebilseydik! Sen etil koma olsaydın ben dünyanın ilk alkolik kobayı. Sonra yüzümüze biber gazı sıkan ,ruhumuza osuran bu düzene kafa atsaydık ! Uzay-zamanı bu hayatın paraya tapan g.tüne külah yapıp sokabilseydik!Sen Schrödinger olsaydın ben de senin siyanürlü kedin.İzafiyetin de,belirsizliğin de a… bir bir koysaydık!
Gidiyorum ,arkaya kamçı !
‘’Mazim ta kökünden silinsin
Ben başka alem isterim
Beni p.çe sayanlar bilsin
Bundan sonra her şey benim…’’
Sayı 3- Ayı Dergi - İlker KENAR