Kullanıcı Adı: Şifre: - Şifrenizi mi Unuttunuz?
Raptor Riders'a Henüz Üye Değil misiniz? Lütfen Kayıt Olun!

Toplam 34 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Hybrid View

  1. #1


    İlker KENAR
    EmekLi Devlet Mağduru
     DD-250-e-10 Spyder
     ESKİŞEHİR
    Üyelik:20.February.2014 | Yaş: 45
    Mesajlar: 4,803  |   A Rh (+)
    Beğenmiş
    6,782
    Beğenilmiş
    3,487
    **OĞLUN SAN ANDREAS’A TAŞINDI ANNE**
    ’' uzunca bir yolculuğa çıkan dünyanın en güzel kadınına; anneme …’’

    05 Şubat 1852…
    ‘’Makber’’ ve ‘’Eşber’’ in babası Abdülhak Hamit Tarhan doğdu. Kar altındaydı Bebek ve Hekimbaşı Yalısı’nda sevinç çığlıkları yankılandı…
    Sen beni henüz doğurmamıştın. Salınıyorduk ikimizde berzahta. Mustafa Kemal de henüz doğmamıştı. Ondan tam bir asır sonra gelecektim bu acayipliğin ortasına , tam da neredeyse her beldeye bir top sahası yaptırırken Kenan Paşa! Yarım kalmasın diye emperyallerin planları, şarttı belki de canım yurduma Futbol ; Fado, Fiestadan sonra.!

    05 Şubat 1917…
    Eksik aşkların o hiç tamamlanamamış kuytusunu anlatan Servet-i Fünun Dergisinin taçsız prensesi Kerime Nadir geldi dünyaya.Kırk roman bıraktı bize , hayata düştüğümüz gibi okuyabilelim diye. Kaçını okudun bilmiyorum anne ama ben birini biliyorum sadece. Bu yüzden bazen Üftade Hanım dedim sana ciddi ciddi bazen de teyze diye seslendim sana esprisine..

    Makaronun yerine sigara kağıtlarının tercih edildiği yıllardı ve buzdolabının kapısını kara patileri ile açan simsiyah bir kedimiz vardı. Körfez Savaşı yeni başlamıştı. He-Man çizgi filminden hemen sonra haberlerde izli mermilerin gecenin karanlığını yara yara nasıl da büyük yaralar açtığını izlerdim insanlığın en mahrem anına.. Sen çamaşır yıkardın ben de hemen yanında kasete kaydederdim sesimi. Babam kamyonuyla yollarda ekmek kovalardı izli mermiler,toplar o hiç tanımadığımız insanlar bir lokma ekmeğe ve nefese muhtaçken. Ben ise kollarının güvencesinde uykuya dalardım…

    05 Şubat 2006…
    Çocuk bedenimi terk ettiğim için yetişkinden sayıp 657’ye uyumlu 926 sayılı kanunla devlet mağduru yapmışlardı beni. Hiç unutmuyorum ,izindeydim. Sobanın üzerindeki çaydan bir bardak daha aldın ve daha şekerini atıp karıştırmamıştın ki Trabzon’da Rahip Santoro’yu vurduklarını duydun haberlerde. ‘’ Allah belalarını versin’’ deyişin kulaklarımda hala çınlar. İzin veren elbet dilerse belalarını da verirdi ve buna en çok O muktedirdi. Ama vermedi Anne! Kana susamış her caniyi bize iyiyi tanıyalım diye gönderdi. Biraz alındım ama hiç kızmadım O’na, muhakkak vardır bir bildiği,neticede her şeyin Sahibi...

    05 Şubat 2017…
    Sen bedenini bırakıp gittin benim ruhumu alarak. Pankreas kanseri her zerresine sıçramıştı topraktan kalıbının, doktorlar dayanamadı dedi, laf-ı güzaf! Kanser seni değil sen onu yendin! Ben ise en çok saçlarına üzüldüm. Eve çağırdığımız berberin tıraş makinesiyle bir kasap gibi dalıp hepsini kökünden kazımasına! Seyrek saçlı prensesim ,yüzündeki o ifade hala ciğerimi deşer de durur. Bilseydim böyle zamansız bir yolculuğa çıkacağını o berberi öldürürdüm yemin ederim!Saçının tek teli için bir galaksi yok ederdim süpernova misali. Ama patlayamadan söndüm…

    Hemen ertesi günü vurdum kapıyı ,kendimden ve her şeyden çıkıp gittim. Çok kısa zamanda o kadar yürüdüm ki San Andreas’ta Michael ‘ın yanında buldum kendimi. Franklin’in evinde içtik. Bazı geceler Chop ile birlikte yürüdük sokaklarda. Bir köpeğe seni anlattım,çöp kamyonu çaldım,binaların tepesinden atladım,arabaların altına yattım,çelik yelek giyip kendimi vurdum defalarca ölümsüzlük hilesini girip. Çünkü ölseydim seni unutabilirdim anneciğim. Seni unutmamak için yaşadım. Unutmak çok koyardı. En çokta yoğun bakımda ağzındaki borulardan ötürü konuşamazken bile sol elinle elimi tutarak sevgini anlatabilmişken.. Son enerjisini evladına olan sevgisini anlatmaya çabalayan bir kadın iken sen;sen böyle bir kadınken! Seni unutmak şerefsizlik olurdu. Bu yüzden Trevor’un karavanına taşındım. Bu yüzden her şeyden kaçarak yaşamayı seçtim.

    Bir gün yine buluşacağız. Sen çayı demleyeceksin ve ben de büyük bardaklarımızı kapıp geleceğim. Bu hayatta hiç sahip olamadığımız ev yerine büyükçe bir sarayın olacak ve orada yudumlayacağız çayımızı ana-oğul güneşin istemezsek hiç batmayacağı, hiçbir masumun öldürülmeyeceği, sömürülmeyeceği,adaletsizliğin asla hüküm sürmeyeceği o topraklarda. Şubatın beşinde gittin ,biliyorum artık gelemezsin ama bana yazmak istersen ,adresim değişti , oğlun San Andreas’a taşındı anne;
    Trevor ‘un Karavanı , Blaine Vilayeti…


    -Sayı 11-Ayı Dergi-
    -Mart 2017-Kamyon Dergi-
    İlker KENAR
    Bahadır (24.February.2018), CELİL (23.February.2018), Raci06 (23.February.2018), spue (23.February.2018), Zafer (23.February.2018) Bunu beğendi.

  2. #2

    Zafer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Zafer Ayvaz
    makina
     🤟🤟🤟🤟🤟
     İstanbul - Beylikdüzü (Avrupa Yakası)
    Üyelik:04.April.2013
    Mesajlar: 2,019  |   B Rh (+)
    Beğenmiş
    2,754
    Beğenilmiş
    1,318
    Alıntı centaur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    **OĞLUN SAN ANDREAS’A TAŞINDI ANNE**
    ’' uzunca bir yolculuğa çıkan dünyanın en güzel kadınına; anneme …’’

    05 Şubat 1852…
    ‘’Makber’’ ve ‘’Eşber’’ in babası Abdülhak Hamit Tarhan doğdu. Kar altındaydı Bebek ve Hekimbaşı Yalısı’nda sevinç çığlıkları yankılandı…
    Sen beni henüz doğurmamıştın. Salınıyorduk ikimizde berzahta. Mustafa Kemal de henüz doğmamıştı. Ondan tam bir asır sonra gelecektim bu acayipliğin ortasına , tam da neredeyse her beldeye bir top sahası yaptırırken Kenan Paşa! Yarım kalmasın diye emperyallerin planları, şarttı belki de canım yurduma Futbol ; Fado, Fiestadan sonra.!

    05 Şubat 1917…
    Eksik aşkların o hiç tamamlanamamış kuytusunu anlatan Servet-i Fünun Dergisinin taçsız prensesi Kerime Nadir geldi dünyaya.Kırk roman bıraktı bize , hayata düştüğümüz gibi okuyabilelim diye. Kaçını okudun bilmiyorum anne ama ben birini biliyorum sadece. Bu yüzden bazen Üftade Hanım dedim sana ciddi ciddi bazen de teyze diye seslendim sana esprisine..

    Makaronun yerine sigara kağıtlarının tercih edildiği yıllardı ve buzdolabının kapısını kara patileri ile açan simsiyah bir kedimiz vardı. Körfez Savaşı yeni başlamıştı. He-Man çizgi filminden hemen sonra haberlerde izli mermilerin gecenin karanlığını yara yara nasıl da büyük yaralar açtığını izlerdim insanlığın en mahrem anına.. Sen çamaşır yıkardın ben de hemen yanında kasete kaydederdim sesimi. Babam kamyonuyla yollarda ekmek kovalardı izli mermiler,toplar o hiç tanımadığımız insanlar bir lokma ekmeğe ve nefese muhtaçken. Ben ise kollarının güvencesinde uykuya dalardım…

    05 Şubat 2006…
    Çocuk bedenimi terk ettiğim için yetişkinden sayıp 657’ye uyumlu 926 sayılı kanunla devlet mağduru yapmışlardı beni. Hiç unutmuyorum ,izindeydim. Sobanın üzerindeki çaydan bir bardak daha aldın ve daha şekerini atıp karıştırmamıştın ki Trabzon’da Rahip Santoro’yu vurduklarını duydun haberlerde. ‘’ Allah belalarını versin’’ deyişin kulaklarımda hala çınlar. İzin veren elbet dilerse belalarını da verirdi ve buna en çok O muktedirdi. Ama vermedi Anne! Kana susamış her caniyi bize iyiyi tanıyalım diye gönderdi. Biraz alındım ama hiç kızmadım O’na, muhakkak vardır bir bildiği,neticede her şeyin Sahibi...

    05 Şubat 2017…
    Sen bedenini bırakıp gittin benim ruhumu alarak. Pankreas kanseri her zerresine sıçramıştı topraktan kalıbının, doktorlar dayanamadı dedi, laf-ı güzaf! Kanser seni değil sen onu yendin! Ben ise en çok saçlarına üzüldüm. Eve çağırdığımız berberin tıraş makinesiyle bir kasap gibi dalıp hepsini kökünden kazımasına! Seyrek saçlı prensesim ,yüzündeki o ifade hala ciğerimi deşer de durur. Bilseydim böyle zamansız bir yolculuğa çıkacağını o berberi öldürürdüm yemin ederim!Saçının tek teli için bir galaksi yok ederdim süpernova misali. Ama patlayamadan söndüm…

    Hemen ertesi günü vurdum kapıyı ,kendimden ve her şeyden çıkıp gittim. Çok kısa zamanda o kadar yürüdüm ki San Andreas’ta Michael ‘ın yanında buldum kendimi. Franklin’in evinde içtik. Bazı geceler Chop ile birlikte yürüdük sokaklarda. Bir köpeğe seni anlattım,çöp kamyonu çaldım,binaların tepesinden atladım,arabaların altına yattım,çelik yelek giyip kendimi vurdum defalarca ölümsüzlük hilesini girip. Çünkü ölseydim seni unutabilirdim anneciğim. Seni unutmamak için yaşadım. Unutmak çok koyardı. En çokta yoğun bakımda ağzındaki borulardan ötürü konuşamazken bile sol elinle elimi tutarak sevgini anlatabilmişken.. Son enerjisini evladına olan sevgisini anlatmaya çabalayan bir kadın iken sen;sen böyle bir kadınken! Seni unutmak şerefsizlik olurdu. Bu yüzden Trevor’un karavanına taşındım. Bu yüzden her şeyden kaçarak yaşamayı seçtim.

    Bir gün yine buluşacağız. Sen çayı demleyeceksin ve ben de büyük bardaklarımızı kapıp geleceğim. Bu hayatta hiç sahip olamadığımız ev yerine büyükçe bir sarayın olacak ve orada yudumlayacağız çayımızı ana-oğul güneşin istemezsek hiç batmayacağı, hiçbir masumun öldürülmeyeceği, sömürülmeyeceği,adaletsizliğin asla hüküm sürmeyeceği o topraklarda. Şubatın beşinde gittin ,biliyorum artık gelemezsin ama bana yazmak istersen ,adresim değişti , oğlun San Andreas’a taşındı anne;
    Trevor ‘un Karavanı , Blaine Vilayeti…


    -Sayı 11-Ayı Dergi-
    -Mart 2017-Kamyon Dergi-
    İlker KENAR
    emegine yüregine saglık mükemmel.
    centaur (23.February.2018), Raci06 (23.February.2018) Bunu beğendi.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı Çık