Büyütemediğim yazının eskizini buldum ; buyurunuz ..

A Y I


-Hadi kurun bakalım masayı!
Ceketinin yakasını düzeltir gibi fiyaka yapıyor. Yanındaki şık ve taş iki kadından anlaşılacağı üzere gayet dolgun bir cüzdanı var.
-Her zamanki gibi mi Mithat Bey?
-Evet canım. Donat işte. Bu iki değerli hanıma layık bir servis olsun.
-Tabii ki efendim,zevkle!
Adamla göz göze geldim yine.Hemen karşımdaki masa. ‘’ Buradayım lan ben ve hiç ölmeyeceğim!’’ der gibi bir bakışı var. Yada ‘’Ölürsem de sadece zevkten ölürüm ,o kadar! ‘’ der gibi.O kadar ki, masamdaki ufak rakı şişesi bile utancından kendisinden kat kat pahalı olan süslemeli peçeteliğin ardına saklandı. Rakı ve roka. Lakin balık yok. Balık sevmem ben. Tavukla büyüdüm. Hiç havyar yemedim. Balık boku yemeye de zaten niyetim yok.
-Mithat Bey inanın çok sevindik. Geçen bahsettiğiniz o anlaşmayı imzalamışsınız.
-Evet. Her zaman dediğim gibi hanımlar; tuttun mu koparacaksın!Ahahahahahahaha!!!
Şuh kahkahalar,gevrek gülüşler, boğucu parfüm kokuları… He ,bir de ‘’her zaman’’! Detaylar çoktan ezberlenmiş.Adam ne yiyecek ,ne içecek,ne söyleyecek belli! Aklıma birden Sezen Aksu geldi . Rakıdan galiba.‘’Zaman sadece birazcık zaman/Geçici bu hırs bu intikam/Acılarımız tarih kadar eski..’’ Evet,evet rakıdan. Işıl ışıl bir ayna gibi parlayan bıçaktan sol göz bebeğimi kontrol ediyorum.Kan oturmuş yine. Sezen’in ‘’zamanı’’ yada Einstein’ın … Onlara eyvallah. Lakin Mithat her dilimini zaptetmiş gibi zaman denen pastanın ve kimsenin bıçağın üzerinde kalanları bile sıyırmasına izin vermiyor .Kanıma dokundu.En çokta rakıdan ve sinirden sol göz bebeğimin etrafında maskesini takmış,barikatını kurmuş ,kılcal damarları patlatırcasına direnmeye hazır olan kanıma!
-Azracım sen neler yapıyorsun? Boşandığını duydum,inan çok üzüldüm.
Üzülmek?..
Bu kelimeye,hisse,kavrama hiç yabancı değilim. Üzülmek deyince annemden ayrılmak gelirdi aklıma. Onbeşine kadar sivildim.Onbeşinden sonra flu militer!’’Hazırlama Okulu’’ denen bir yerde olabildiği kadar şekillendi benliğim. Hazırlama! Orduya,vatana,millette hazırlanıyorduk.Peygamber Ocağı idi. Öyle denir ya! Lakin hiç peygamber yoktu. Sadece subaylar vardı.Peygamberlerin yerine sadece Subaylar!Harbiyeli Subayların bile subay olarak kabul etmediği Öğretmen subaylar! Gelecekte büyüyen rütbelerle doğru orantıda şişen egoları tatmin edecek ‘’ast’’lar gerekiyordu. Bu da bir çeşit endüstriydi. Militer Kast Endüstrisi!Ve o körpe astlardan biri olarak en çok hasta olduğumda özlerdim annemi.İşte özlemek buydu benim için. Sonraki onbeş yılda ast-alt olamamanın cezasını çektim.Sonra bir gün bir kağıt geldi tıpkı ailem tarafından zorla sokulduğum o sınavın sonuç kağıdı gibi. Bir zarf! ‘’Ordunun şeref ve haysiyetini ayaklar altına almak…’’ yazıyordu içinde. Olympus’takiler beni militer mitolojinin dışına koymuştu. Hoş,belki bir miktar sütüm ve mayam da bozuktu. Metallica’nın şarkısındaki gibi ‘’Come Crawling Faster /Obey Your Master!’’..Hızlıca sürünüp itaate gelememiştim işte! Ben gelemediğim için bir zarf gelmişti;resmi siktirname!Üzülmek sonrasında şekil değiştirip annemin ölümü haline geldi. Üzülmek;evladının resmi kanalların beyanıyla bir ‘’şerefsiz’’ olduğunu öğrenince fazla dayanamayıp ölen bir anne oldu! Kimi uyanıkların milyon dolarları hortumladığı bir ülkede borcunu ödeyememenin adıydı ‘’şerefsizlik’’! Yani ne bilecek yan masadaki Mithat üzülmeyi! Yavşak! Büyük olasılıkla daha askerliğini bile yapmamıştır!
Dinlemek istemiyorum aslında onları. Sadece denize bakmaya çalışıyorum. Onun üzerinde uçuşan ve balık kovalayan martılara yoğunlaşmaya çalışıyorum. Onlarcasının arasında iki tanesi dikkatimi çekiyor. Diğerlerinden farklılar. O ikisi balık peşinde değil sadece flört ediyorlar. Bir anlığına dağılıyor kasvetim.Sanki huzurla doluyorum.
-Bakar mısınız!Garsooon!Beyefendinin yerini değiştirir misiniz çok rica etsem.Lütfen bizi rahatsız ediyor!
Garson bana doğru geliyor. Tahminen ellilerinin sonunda,yakışıklı bir abi.Yüzünde bir miktar mahçup tedirginlik ama yoğunlukla otoriterlik var.
-Beyefendi buyurun sizi şuradaki masaya alayım.
-Niye alıyorsun abi?
-Beyefendi rica ediyorum !
Rakımdan büyükçe bir yudum çekip kollarımı yukarı kaldırıyorum kucaklanacak bir bebek gibi ‘’-Al abi.’’
-Anlayamadım??
Anlayamazsın tabii. Ben de anlamış değilim. Sevgisizlikten çelimsiz kalan bir bebek vücudu gibi ruhum.
Mithat giriyor araya kravatının düğüm noktasını huzursuz ama güçlü bir şekilde düzelterek!
-Beyefendiiii! Burası bir restoran ve yemek yiyiyoruz burada!
-Tamam,yiyin.Benim için bir sakıncası yok.
-Ama bizim için gaz çıkarmanızın sakıncası var!
Gaz çıkarmak? Hassiktir! Osurdum mu lan ben? Hadi osurmak neyse de müziğin sesini bastıracak kadar kuvvetli mi saldım! Yer-gök inleseydi mutlaka ben de duyardım.Tabii kendimi martılara fazla kaptırmadıysam!

-Osurdum mu ben? Eğer saldıysam özür dilerim. Farkında değilim. Martılar çok güzel uçuşuyordu.Dalmışım.Hem altı-üstü bir osuruk.Sen yapmıyor musun hiç?
-Maganda işte! Bunun gibileri buralara almayacaksın.Mağaradan çıkmış,kendini dağda zannediyor AYI !
…
-Sönmez Bey lütfen sakin olun.
Zaman ve mekan…Sağlam bir yumruktan sonra yerden kalkan ve kendine yeni gelen bir boksör gibiyim. İsmimi ne ara söyledim? Gözümün kendi masamın üzerinde duran yarım bardak rakıya takıldı.İyi de ben niye Mithat’ın başucundayım ve neden elimdeki bıçak Mithat’ın boynunda?Aslında biliyorum.Nasıl olduğunun bir önemi kalmıyor o an. Orospu çocuğu dese,sinkaflı küfürler etse bu an yaşanmayacaktı. Çünkü biliyorum annem temiz bir insandı.Lakin Ayı!!!Hayatım boyunca üzerime kurulmaya çalışan tüm baskılarla, uğradığım tüm zulümlerle yattığı kış uykusundan zorla uyandırılmış bir hayvan bu ve kontrol edemiyorum ben onu! Bu yüzden ortaokulda sevdiğim kızın burnunu kırdım.Nedeni bu işte.Ayı! Ayı !
-Sönmez Bey,polis çağırdık.Şimdi bıçağı bırakıp giderseniz güvenlik size müdahale etmeyecek.
Oturduğum masa dikkatimi çekti. Apocalyptica ‘nın üyeleri oturmuşlar yanlarında da Müslüm Baba! Yüzünde bir tebessüm,eliyle işaret ediyor kal gitme diye. O güzel,buğulu sesiyle başlıyor rahmetli ‘’Zaman sadece birazcık zaman’’… Hiçbir yere gitmiyorum.Gidemem çünkü bu benim anım! An benim için hazırlandı.Hanımlardan özür diliyorum ve herkesin affalmış bakışları arasında Mithat’ın boğazını kesiyorum!Garsonun feryadını duyuyorum şarkı arasında ‘’Sönmeezz Beeeeey!’ Göğsümde bir yanma oluyor.Bakıyorum avuç dolusu kan. Karşıda memurlar.Çok sonra geliyor kulağıma mermi sesi. Son bir gayretle yere düşmeden Mithat’ın şarap bardağını almaya çalışıyorum lakin baba işaret ediyor ve ekliyor
-Haydi ayı oğlan! Gittiğimiz yerde daha fazlası var!
Sönüyorum.Eksik çocukluğum yüzünden fazla anı toparlayamayan zihnimde bisikletim beliriyor birden.Annem tutmuş selesinden .Sönüyorum.Yine çocuk bedenim!Yaşasın!Binip sürüyorum.Esaret bitiyor,bitiyor ,bitti.
-Haydi oğlum.
-Geliyorum anneciğim!