K A D E R(Latin Kafası)
-Mi hermano me esperará en la plaza.Nos veremos dentro de una semana. (Kardeşim beni meydanda bekleyecek.Bir haftaya kadar görüşeceğiz.)
Tamam dercesine başımı sallayarak onaylıyorum yanımdan ayrıldığı için hüzünlenen Esperanza’yı. Sarılıyoruz.Simon Bolivar Meydanına doğru yola çıkıyor ben ise az önce üzerinden kalktığım için birinin kapmasından endişe ettiğim bar taburesine . Ne zaman ve nasıl geldiğimi hatırlamadığım Caracas’ta bilmem kaçıncı gün… İçmemeye söz verdiğim annem geliyor aklıma. Ama onun artık olmadığı bir dünyada onun memesinden içtiğim süt gibi gelen içkiye tutunuyorum. Esperanza çok üzülüyor bu halime. Ama uzun yaşamak gibi bir kaygım yok. Olsaydı Venezuela’nın barrio denen nam-ı diğer varoşlarından birinde ,dillerini bile yarım yamalak bildiğim latin suçlularının arasında bir beyaz olarak altıma işeyecek seviyeye kadar içmezdim. Barrio Adentro! Suç oranı %90 ! Turist isen bir geceyi zor çıkarabilirsin. Lakin hali hazırda sağım.
-Hepinizin amına koyayım!
Çevremdekiler aptalca bakıyor,kısa bir süreliğine dağılan dikkatle başlayan sessizlik yine gürültüye dönüşüyor. Küfrettikten sonra kahkaha atıyorum.Onlar da ben kahkaha attığım için gülüyorlar. Aklıma estikçe türkçe küfürler savuruyorum. İstanbul’da cinayet sebebi olacak bu eylemim burada tebessümle karşılanıyor. Anlamıyorlar. Zaten ben de anlamıyorum.Sadece yanımdaki taburede oturan papyonlu ihtiyar şiddetli baş ağrısı çektiği için anlayabileyim diye yavaş yavaş sıralıyor kelimeleri ‘’-No me gusta que gritéis tanto! ‘’Bu kadar bağırmam hoşuna gitmemiş. ‘’Eyvallah hacı’’ diyerek sırtını sıvazlıyorum.Tebessüm ediyor.
Hava çok sıcak. Tükettiğim her bardak içkiyle daha da sıcak oluyor. Barın hemen karşısında Bolivarcı bir mahalle okulu var. Günboyu çalışmak zorunda olan ve çocuğuna bakacak kimsesi olmayan kadınlar çocuklarını buraya bırakıyorlar. Esperanza’nın dediğine göre kimileri çalışmasa da üç öğün düzenli yemek yiyebilmesi için evlatlarını buraya bırakıyormuş. Bizim oraları düşünüyorum. Mc.Domaltlarda hayvan gibi yiyen obez insanlar geliyor aklıma. Bir tabak yemeğe sırf gösteriş olsun diye 500 lira veren ve son model telefonundan masasının fotoğrafını çekip paylaşan ucubeler geliyor aklıma. Fakirlikten bacakları incecik kalmış tüm çocuklar için gözlerim sulanıyor. Şu an hepsini öldürebilirim doymak bilmeyenlerin! Her birini tek tek öldürebilirim! Yaşasın Bolivarcı Devrim! Yaşasın bitmeden tükenmeden hep güzel kalan kafa!
-Ayer mi hijo tuvo que ir al médico!
Bu kez papyonlu hacı bağırıyor! Belli ki kafası iyice güzel olmuş. Dün oğlunun doktora gitmesi gerekmiş. Ama gitmemiş.Daha doğrusu gidememiş. Oğlu dün bir trafik kazasında ölmüş.Ne dediğini bilmiyor. Gözleri dolu dolu,saatlerdir uyumamış, belli. Tekrar sırtını sıvazlıyorum. Ona da sövdüğüm için utanıyorum kendimden. Sevdiklerini kaybetmiş bir ihtiyar olarak ölme fikri ,nefesimin bir gün yalnız ve yorgunken duracağını düşünmek beni delirtiyor.Çok çaresiz hissediyorum kendimi.
Yarım –yamalak ispanyolcam ile teselli etmeye çalışıyorum. Ellerimi açıp bir Fatiha okuyorum oğluna. Dikkatle bakıyor bulanık gözlerle sonra anlıyor dua ettiğimi. Allah affetsin,içkiliyim ama bir dua okumadan geçemiyorum.
Sahi neden buradayım? Kaç gün oldu tam olarak? Telaşla cüzdanımı yokluyorum. Oh,yerinde! Kader diyorum kendi kendime sesli sesli! Başka bir açıklaması yok çünkü. Nasıl açıklanabilir ki başka türlü! Uzun soluklu işimden atıldığım gece otuzbir çekmek için girdiğim kameralı bir sohbet odasında yüzüme melek gibi gülen Esperanza ile tanışmasaydım buraya nasıl gelecektim! Hayatım boyunca merak duyduğum dil olan ispanyolcayı biraz bilmeseydim Esperanza ile nasıl anlaşacaktık! Önce mail adresi sonra biraz telefonda sohbet… Ve hayatı boyunca İstanbul dışında annemin defin işlemleri için gittiğim Gümüşhane dışında bir yer görmeyen ben Venezuela’da gringoların ve turistlerin korkudan altına sıçtığı bir varoş bir semtte geberesiye içiyorum. Gitti ama geri gelecek biliyorum. Bu boktan hayatta bana değer veren tek kişi o kadın! Esperanza!
Buena Vista Social Club’tan ‘’El Caretero’’ çalıp duruyor. İçeride birileri mangal yapıyormuş izlenimi verecek kadar çok sigara içen,dişleri sarı-siyah,durmaksızın uzun cümlelerle hayatlarını karşılarındakine anlatma telaşındaki latinler… Hepsi de güleç yüzlü! Çok tanıdık geliyor bana. Sanki Tarlabaşı’ndayım yada Üsküdar Selamsız’da! Kuştepe’deki askerlik arkadaşım Nejdet’e benzetiyorum garsonu biraz. Kulaklarımı tıkasam sanki İstanbul’dayım. Diller değişiyor, alfabeler ve kelimeler ama yürekler değişmiyor. Papyonlu hacı önünde duran şişeden tazeliyor bardağımı. Babasını hiç tanımamış biri olarak oğlunun acısını şişelere gömen bu asil insanı selamlayarak kaldırıyorum bardağımı! Minnetle tebessüm ediyor. Bir hafta daha bekleyebilmek için bir umudum oluyor. Bu sıcaklık, bu vicdan beni hayata yeniden bağlıyor bir süreliğine. Adını soruyorum.Söylüyor.Tam ben kendiminkini söyleyecek iken susturuyor. ‘’El hombre feliz’’ diyor bana. Mutlu Adam! Beni böyle çağıracağını söylüyor. Gariptir, mutlu oluyorum. Artık Esperanza’nın beni bırakmayacağına,geri geleceğine biraz daha inanıyorum.Kocasını benim için öldürecek.Benimle bir hayat yaşamak için başka çaresi yok.Birlikte Karayip kıyılarına gidip bir hayat kuracağız. Gelmezse beni öldürmüş olacak. Ama gelecek! Çünkü bu benim kaderim! Yeni bir başlangıç yapmam için tasarlanmış bol vicdanlı,bol tekilalı ve bol umutlu bir kader! Birinin benim yüzümden zarar görmesi üzücü ama evet yine de mutlu bir adamım ben! Esperanza da umudun ta kendisi! Koca bir umutsuzluğun içinde bu taburede onu bekleyeceğim.Çünkü bu benim kaderim…





DD-250-e-10 Spyder
ESKİŞEHİR
A Rh (+)
Alıntı ile Cevapla