Nasıl anlatmalı nerden başlamalı...

Herşey iş dolayısıyla Mersin'e gitmemle başladı.

Mersin'e geldiğimin ilk gününden İstanbul'a gideceğim güne kadarki 3 günde beni aileden sayacak derecede samimiyetle ağırlayan Kino Baba ve pek kıymetli ailesi kelimelere nasıl sığdırılabilir ki... Beni aileden biri gibi görüp samimiyetle ağırlayan bu güzel insanlara, Kino Babaya yani Ergun abimize, kıymetli eşleri Candan Ablamıza, sevgili kızları İpek ve küçük Kino sevgili Ece'ye ne kadar teşekkür etsem azdır.

En fazla iki kere Eskişehir ve Pierre Loti buluşmasından yahut sadece yazışmalardan tanıdığımız Kino Baba'mızı bu kadar sevmemizin nedeniydi galiba bendeki bu memnuniyeti yaratan...

Kino Baba biliyorum ki pek hazzetmezsin senden böyle bahsetmemi o eşsiz alçakgönüllüğünle ama yapamazdım

Bu arada hepiniz cezerye cezerye diyonuz ama ben de kerebiç, künefe diyorum; demekle de kalmıyorum Mersin'e gitmeden tantuni, kebap, ciğer yedik demeyin diyorum...

Ha bu arada Kino Baba'mızın motoruna 200 km'lik imzamı da atmış bulunuyorum. Kino baba sağolsun ılıman iklimi gördüğümde iç geçirdiğimi görünce yol yapmam için tahsis etti raptoru...

Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var derler ama böyle ağırlanmanın hatırı hesap edilemez.

İyi ki varsınız Kino baba...