Bir avuç adamdık orada.
Bu denli sağlam temeller üzerine inşa edilmiş bir müzik türünün "atası" diyebileceğimiz bir grup için gerçekten bir avuç sayılırdık. Ama güzel olan, şucu-bucu diye kendini kalıplara sığdırmak zorunda hisseden adamların orada olmamasıydı. Oradaki herkes sadece heavy-metal dinlemeye gelmişti ve tüm şarkıları tek tek, sindire sindire dinlediler. klişe tabirle; "azdık, ama özdük".

Norveç Black’ini öven tişörtler bile gördüm alanda. İron Maiden, İced Earth, Manowar, Slayer, Overkill vs... hepsinden birer tane temsilci niyetine sağa sola serpiştirilmişti. Dedeler sahneye çıktığındaysa ortak dil olan heavy metal’ce konuşmaya başladı herkes. Ustaların saygıdeğer sahne performansları, taht-motosiklet gibi dekorların yanına ilginç bir-iki kostüm de eklenince tiyatrovari bir havaya döndü. Ve orada yapılan şey basit bir konserden öte özenle inşa edilmiş bir yapıta döndü.

Bütün bu olanların sadece ’başarılı bir makyaj’ olarak anlamlandırabileceği tek gerçekse şuydu; "Judas Priest’i görmek". Bundan fazlası inanın lükse giriyor.

Bu adamları evimize kadar getiren herkese teşekkür ediyorum.



Not; Bir grubun büyüklüğüne işaret eden birden fazla kriter vardır. Ama bu kriterlerden herhangi biri kesinlikle konserlerini izlemeye giden adamların sayısı değildir. O yüzden kimse -içinden ya da sesli- 50 bin kişinin gittiği konserleri işaret ederek ’Judas aslında anlatıldığı kadar da...’ diye başlayan cümleler kurmasın.
Dünya da binlerce rock grubu var.
Yüzlerce heavy-metal grubu var.
Onlarca gerçek heavy-metal grubu var.
Ama efsaneler bir-kaç tane.