Bu seferki macerayı hikayeleştirmek bana düştü.:D Fakat sorun şu ki; ben yer isimlerini pek aklımda tutamıyorum. O sebeple yer isimlerini pek belirtemeden geçmek durumundayım. Hafızası kuvvetli ve yolları bilen arkadaşlarım okuduktan sonra tamamlarsa sevinirim.
9 Eylül Pazar sabahı saat 6:00 sularında Tandoğan trafiği henüz kördüğüm olmamışken, hatta yolda in cin top oynarken sessizliği bozma işi bize düşmüştü.
Buluşma yerimiz olan İstanbul Cafe'nin önüne Beşevler'de karşılaştığımız Umut Can kardeşimizle beraber park ettiğimizde bizi Reşat kardeşim sayesinde hazırlanmış hoş bir sürpriz bekliyordu.
Daha motorlarımızı stop etmeden çaylarımız gece bekçisi Hasan Amca tarafından masaya konmuştu bile...
Biz çaylarımızı yudumlarken Raptor Riderlar birer birer sabah sessizliğini bozarak mekana gelmeye başladılar.
Katılım şöyle gerçekleşti;

1- Emrehan & SU
2- Reşat & Elif
3- Umut Can
4- Behzat & Hatice
5- Kenan & Mustafa
6- Fazıl
7- Hakan & Ayşegül

Yerimiz rahat olunca yola koyulmamızın biraz gecikmesi kaçınılmazdı tabii. Çaylar içilip poğaçalar midelere indirildikten, Hakan kardeşim sürüş düzeni ve işaretleri ile ilgili kısa sunumunu yaptıktan sonra saat 07:30 gibi yola koyulabildik.
Sabah soğuğunu (serinlik değil artık; resmen soğuk) görür görmez sanıyorum herkes Bolu Dağı'nı ve geceyi bulacak olan dönüş yolculuğunu bir kez de olsa aklından geçirmiştir...
Kurtboğazı'na doğru yol alırken bir yol ayrımında yolun sağında durmuş beyaz bir Honda scooter ve bize bakıp el sallayan sahibinin yanından selamlaşarak geçtik.
Kurtboğazı Barajı'nda geleneksel molamız ve fotoğraf çekimi için durduğumuzda beyaz scooter da bizimleydi. Meğer kendisi Hakan'ın davetlisi olarak bize katılan Çağrı imiş. Forumda hareket saatinin 06:30 olduğunu görüp o saatte buluşma yerine yetişemeyeceğini anlayınca bizi yolda yakalamak üzere açmış gazı Çağrı. Fakat bizim yola çıkmamız gecikince o bizi beklemek zorunda kalmış yol üstünde.

8- Çağrı

Kurtboğazı'nda klasik molamız ve fotoğraf çekiminden sonra tekrar yola koyulduk.
Bir noktada bir elektrik arızası yaşadık ama neresiydi bilemedim. :mrgreen: Kalkışta son 2 motorduk, ben kalktım, Spyder kalkamadı. Ben tabii süpermen olarak hemen durup kardeşimin yardımına koştum. (Çok anlarım ya) :mrgreen: Bir baktık marş yok; hatta tık yok! Sigorta atmış; yedek vardı değiştirdik, ama düzelmedi. Vurdurunca çalıştı; yola devam.
Ekibin bizi beklediği noktaya vardığımızda derhal Behzat ustaya müracaat ettik marşla ilgili. Ne kadar şanslıyız ki yanımızda hem ustamız, hem de alet edevat hatta yedek parça yönünden tamirhane gibi gezen arkadaşlarımız var. :mrgreen:
Yan kapaklar ve sele derhal söküldü, kablolar kontrol edildi, sol ayaklığın dibindeki bir kabloda sıyrılma ve kısa devre tespit edildi. Sıyrılan kablo bantla izole edildi. Fakat kısa devre önce aküyü yemiş, sonra sigortayı attırmıştı. Konjektörde de arıza olabileceğini düşündük çünkü akü şarjı da kesmişti. Mümkün olduğu kadar az stop edilecek, stop edilirse vurdurarak çalışacaktı. Ama tabii ki no problemdi.
Bu esnada Hakan'ın soğuk sandviçleri atıştırılırken Reşat'ın ikramı olan kolalar yudumlandı; Hatice Hanım'ın poğaçalarının tadına bakıldı.
Sonraki molamızı nerede verdik bilmiyorum ama hava ısınmaya başlamıştı, benzin aldık, çay içtik, akü takviyesi denemeleri yaptık, akünün kesin şarj olmadığını tespit ettik ve yoldan bir yerlerden akü almaya karar verdik. Vurdurarak devam.
Bolu Dağı'nı tırmanmaya başladığımızda manzaralı bir seyir yerine giriş yaptık. Manzarayı seyredip fotoğraf çekimlerimizi de yaptıktan sonra video çekimi eşliğinde yolumuza devam ettik.
Bolu Dağı yolundan çıkarak Kaynaşlı'ya saptığımızda artık denizi görmek için sabırsızlanmaya başlamıştık. Refleks olarak gazlar açıldı, hızlandık...
Düzce girişinde akü temin edebilmek için yol kenarına çektik. Scooter Rider bir amcaya akü alabileceğimiz yer sorarken, gelin ben sizi götüreyim dedi fakat bilmediğimiz yerden almayalım diyerek caydık sonradan. İyi de oldu, Pazar Pazar kazıklanmaktan kurtulduk belki de... Nasıl olsa Spyder vurdurarak canavar gibi çalışıyordu.:mrgreen:
Ve sonunda bir tepeyi tırmandık ve deniz göründü!
Orhan Veli'nin Gemlik girişindeki tabelada yazan mısraları geldi aklıma; "Gemlik'e doğru denizi göreceksin, Sakın şaşırma!"
Akçakoca'ya doğru denizi gördükten sonra açlığımızı da hissetmeye başladık. Saat 14:00'e yaklaşıyordu ve mangal için vakit olmadığına karar verdik. kısa bir araştırmadan sonra gitmek istediğimiz yerin 4-5 km ilerideki "Kale" olduğunu öğrendik ve Kale'ye gitmeden Akçakoca'nın içinde bir lokantada yemek molası verdik.
Yemekten sonraki çay faslı sırasında yoldan geçen bir motosikletli grubu çevirip ayaküstü sohbet ettik.
Kale'ye vardığımızda müthiş bir manzara bekliyordu bizi. motorları hemn plajın üstündeki platforma parkedip attık kendimizi denize...:mrgreen:
Dönüş macerasına geçmeden önce gezide bulunan kardeşlerimin bu kısmı okuyarak eksiklerimi tamamlamalarını, yanlışlarımı düzeltmelerini rica ediyorum.