10 TEMMUZ CUMARTESİ ORTACA - AKÇAY

VEE.. Geldi gitme zamanı... 1 haftadır yanıyo buraları durmanın imkanı yok. Dün ben gideceğim diye amcamlar fiilan geldi 12'ye kadar oturduk yaprak kımıldamıyo be arkadaş.

Zabanan kalktım motorumu yerleştirdim, çadırımıda aldım. Çıktım yola, özlemişim motorumu yaw.. bi hoşuma gitti. Sakarı çıkınca baktım şöyle bi gökovaya...



Bu manzaraya binlerce kez bakmışımdır ama her defasında bana sanki ilk defa bakıyormuşum gibi bir his verir. Sonra muğla, tüm lise hayatım burada geçti ve sonra Yatağan. Aşağıda resmini koydum, yatağan temik santrali gözüküyo arkadan, buraları benim çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın izlerini taşıyan yerler,buralarda çıkmadığım dağ gitmediğimiz köy yolu kalmamıştır.



Çineye giderken baraj'dan önceki eski yol vardı.Oradan gidecektim ama tüm yolları kapatmışlar. Sanki apayrı bi dünyadır, taşarın şekli, doğanın yapısı farklı yerlere götürür insanı, ama malasef foto koyamadım oralardan. ve Aydının girişine geldim. Birazdan otobana gireceğim sonraki durak izmie. izmirde durup kumru yiyeceğim.



İzmire otobandan girince hiç şehir merkezine saptırmadan Menemen'e kadar çıkartıyo otoban, ben de mecbur menemen içerisindeki bir kumrucuya saptım. burasıda çok sıcak terlemişim. Antalyadan beri bi yöntem geliştirdim ondan da bahseteyim. Arkadaş her 100-1500 km de bir duruyorum. İnince sırtım terlemiş oluyo. Bende arkaya yedek atlet ve tişört koydum her durduğumda hemen üstümdekileri çıkarıyorum onları giyiyorum. Zaten çıkardığım atlet sırıl sıklam oluyo , onuda motorun arkasına lastiklere asıyorum. O da yolda rüzgarda kuruyo. Çok genç değiliz kendimizi kollamamız lazım



Karnımı doyurdum 2-3 tanede çay içince gözlerimin feri yerine geldi. Çıktım yola Aliağa'yı geçince çok sayıda rüzgar Güllerini gördüm. Sevindim. iyice arttı ülkemizde. Aşağıdaki resmi çekmek için yol üstünde bi süt tesisi varmdı onun girişi yüksek oraya çıktım tam resmi çekiyorum güvenlik bağırarak yanıma geliyo, " buranın resmini çekemezsin" diye ben de " senin tesisinden bana ne, çek desen de çekmem zaten" diye küçük çaplı bi tartışma bile yaşadım.



Yol sıcaktı ama yer yer deniz esintileri iyi geliyordu. Yol çok kalabalıktı. 3 tane opette durdum adamların tuvaletleri arızalanmış, su yok... Hedefim AKÇAY dı. orada çok yakın bir abim yıllardır kamp kurar, bir türlü yanına gitmek nasip olmamıştı. Şimdi tam fırsatıydı. Vardım yanlarına, muhabbet muhabbet bi denize girelim dedik... azmak suyu gibi deniz, o ne bu gibi buz gibi... ama iyi geldi yolda yanmış kavrulmuştum. Çadır kampında misafir sorun olur yatacak yer yoktur ama benim çadırım var sahil kenarına kurduk çadırı neyse yattım ben. Esinti gelsin diye çadırın önünü kapatmamıştım. Gece gençlerin ve sivrisineklerin sayesinde bi uyandım, ışığı bi açtım arkadaş, benim çadırın içi sivrisinek toplanma merkezi olmuş, hemen çıktım dışarıya çadıra dıştan vuruyorum çıksınlar diye, yandaki bekçi bana gel hocam sinkov vereyim sana dedi, sinkovla banyo ettikten sonra çadıra girdim, tek tek öldürdüm hepsinide öyle yatabildim. Neyse sabah uyanıp o buz gibi suya girince kendime geldim. Sonra aynaya bakınca yüzümde 30-40 ısırık vardı. Aşağıda ÖmerAbimin Tatil Köyü ve AKÇAY