Kullanıcı Adı: Şifre: - Şifrenizi mi Unuttunuz?
Raptor Riders'a Henüz Üye Değil misiniz? Lütfen Kayıt Olun!

Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Hybrid View

  1. #1

    ozguralic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    özgür alıç
    Tasarımcı
     RR DD250-E 9B
     BURSA
    Üyelik:03.May.2012
    Mesajlar: 1,939  |   B Rh (-)
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    27

    Muhteşem motosiklet rotaları

    Gittiğiniz veya gitmek istediğiniz güzel rotaları fotoğraflarıyla birlikte paylaşalım

    Bozcaada

    Defalarca gittiğim ama yine özlediğim biyer. Motorla gitmek kısmet olmadı ama bu yaz düşünüyorum.










    This is your life, it's all been ordinary. Until you find all you're worth

  2. #2

    Özlemkayra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Özlem
    Ön mUhasebe, Ofis
     Presto Home T100
     İzmir
    Üyelik:22.February.2013 | Yaş: 50
    Mesajlar: 317  |   B Rh (+)
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Bozcaada'nın bundan 20-25 sene önce ki halini görseydiniz eğer o zaman emin olun daha çok severdiniz... Denizi ormanı tertemiz, denizin içinde bildiğiniz bilmediğiniz balıkları kabukluları mercanları... Anlatmakla bitiremem emin olun...

    Ayrıca poyrazında uçar denizinde donarsınız, ama tuz tanesi kadar ince Ayazma kumlarında uzandığınızda ne romatizmanız kalır ne de üşümeniz... Havası hiçbir zaman sıcak değildi sadece Lodos olduğunda sıcaklığı tam manası ile hissederdiniz... Sulubahçeyi sevmezdim en sevdiğim koyu Ayazma idi o zamanlar... Genelde 3 5 aile olurdu koca koyda, Türk ailesi olarak biz bide koca koca motorlarıyla gelen Avrupalılar, özellikle Fransızlar gelirdi o zamanlarda... Bizim evimiz Ayazmaya giderken (2 km kala) Ormanlık bölgeye girmeden hemen önceydi, Yorginin evinden sonraki ev, kiliseye benzetilen damımız... Genelde çevremizde Yorginin bağları vardı... Bizim de bağımız vardı ama bizden satın alan bayan maalesef çotukları (Biz üzüm ağaçlarına öyle derdik) söktürmüş sonra ki gidişlerimde ziyaretlerimde gördüm, çok üzülmüştüm... Çavuş üzümü, günde neredeyse 2 kg yerdim....Bağı ve evi satan alan bayan çok fazla değişiklik yapmıştı... Neyse orayı geçelim, emeğinizin yok sayılması ve değiştirilmesi gerçekten çok kırıcı olabiliyor...

    Ayazmadan devam edelim... O zamanlar koya inmek için merdiven falan yoktu, kum yığınları vardı... Bizler o kum yığınlarında bata çıka yuvarlana yuvarlana inerdik koya... ayaklarımız acaip yanardı... hemen eşyalarımızı her zaman ki BİZİM yerimize yerleştirir ve ardından hep beraber el ele tutuşup koşa koşa denize atlardık, atlardık çünkü ilk girerken başka türlü giremezdiniz soğukluğundan... İlk 10 15 dkk yüzdükten sonra çıkar kumlara uzanır ısınırdık, tekrar denize girerken caz cuz diye sesler gelirdi... Abarttığımı düşünebilirsiniz ama gerçekten öyleydi, kum çok sıcak, deniz ise çok soğuktu... Her denize gittiğimizde muhakkak taş kabuk veya küçük şekilli kayalardan toplardık, çünkü evimizin dışını bunlarla süslerdik, ayrıca kendimize göre değişik bir kolleksiyonda yapmıştık, her sene İstanbul'a evimize götürürdük... Çuval çuval deniz kestanemiz vardı... Bide bunları taşıdığımızı düşünün, şöyle ki biz denize yürüyerek gidip gelirdik, Ayazmayı bilenler bilir yokuşunu... Ayazmaya adını veren virane kilisenin olduğu yerde içme suyu vardı, benim ilk gittiğim senelerde baya güzel akardı, ancak yıllar geçtikçe azaldı, neyse biz her seferinde o yokuşu çıktıktan sonra ağaçların altında dinlenir ve o sudan içerdik... Babaannem için o yokuşu çıkmak eziyetti, bizler sıraya girer bir kısmı onu çeker bir kısmımız arkasından iterek yokuşu çıkarırdık... Ayazmanın şuan ki hali ise benim için içler acısı...

    Bizim zamanımız da merkez dışında ve belirli koylar dışında elektrik yoktu ve zaten rüzgar yelleri de yoktu... Merkezden ve Çanakkale Ezine'nin pazarından aldığımız yiyeceklerimizi soğuk durması adına kuyumuz vardı içine salardık... O kuyudan her yiyeceği çekişimiz bir macera idi... Kuyumuzun yılanı her seferinde ya ipe yada sopaya sarınırdı, ne zaman geldiğimizi duysa kendini salar kuyunun içine bırakırdı... o su içilen su değildi anca bulaşık çamaşır bahçe sulama wc gibi ihtiyaçlarımızda kullanırdık, el arabasında bidonlar her akşam üstü kuyudan su çekmece... İçme suyu ise bir dertti, karaduta giderdik ailecek, herkesin elinde 10ar kglık bidonlar, tabi çocuklara daha küçük bidonlar... yaklaşık 1 km kadar yürüyerek kuyuya gider, suyumuzu çeker, karadutumuzdan yer, zombiler gibi eve dönerdik, öyle bi yerdik ki kara dutu her tarafımız kıpkırmızı...

    Başta ne demiştim anlatmakla bitiremem... Gerçekten de bitmiyor... o kadar çok anı o kadar çok macera var ki... Şuan kalbim sızladı... Bağ ve ev halama aitti, beni de halamla babaannem büyüttü... Halam geçirdiğimiz trafik kazasında vefat edince, eşi bir süre sonra orayı sattı... Kızgınlığım çok büyük, çocukluğum orada geçti ve verdiğimiz emekler ise gitti, en çokta rahmetli halamın göz bebeği idi...

    Şİmdilik bu kadar, aklıma düştükçe yazarım... Bayadır hatırlamamıştım...
    Konu Özlemkayra tarafından (20.February.2014 Saat 14:39 ) değiştirilmiştir.
    Bayandan Motorcu Olmaz Diyenlere inat...

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı Çık