Örtü Seçimi: Motosiklet festivalleri her nedense hep dağ başında yayla denen yerlerde yapılır. Bu yayla adı verilen coğrafi konumun da en büyük özelliği gündüzleri sıcak ve kurak, geceleri ise dondurucu soğuk olmasıdır.Aynen Kalahari Çölü gibi!
Bu nedenle çadırınıza yattığınızda örtüneceğiniz şey çok önemlidir. Sizi en sıcak tutacak olan uyku tulumudur. Ancak uyku tulumuna donla girmelisiniz aksi takdirde boğulma olasılığınız fazladır. Ben geçen yıl Kütahya’da uyku tulumuyla yatmıştım. İlk gece çok soğuk olduğundan fermuarını da kafamı dahi örtecek kadar çekmiştim. Üşümedim üşümesine de.. gece çişim geldiğinde tulumdan dışarı çıkmam mümkün olmadı bir türlü. Kolumu dahi kımıldatamıyordum ki suratım hizasındaki iç fermuarın ucunu bulup çekeyim. Yarım saat kadar uğraştıktan sonra baktım olmayacak solucanvari hareketlerle çadırın kapısına kadar ilerleyip dişlerimle çadırın kapısındaki fermuarı açarak kendimi yine solucansı hareketlerle dışarı attım. Yandaki çadırda yatan bir arkadaşın kapısına kadar kıvrıla kıvrıla sürünerek orada “İmdat!” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Sonra beni kurtarmışlar.
Bu yıl tek başıma gittiğimden yanıma yalnızca polar bir örtü almıştım. Ne mi oldu? Dondum.
Örtü konusunda da sizlere öğüdüm, yanınıza en kıllısından bir Siirt battaniyesi almanızdır.
Yalnız Değilsiniz!: Çadırlı kamp hayatının, hele böyle topluca yapılıyorsa en büyük özelliği doğal bir orji olmasıdır. Siz ne kadar müstakil çadırınızda tek başınıza yattığınızı sansanız da aslında beşyüz kişi aynı odada yatıyor gibisinizdir. Hatta daha da kötüsü bu çadır denen illetin gecenin sessizliğinde dışardaki en ufak bir fısıltıyı dahi bir amplifier-receiver görevi görerek kulağınıza olanca netliğiyle aktarma özelliği vardır. Bu nedenle yukarda örneklerini verdiğim gibi çadır içinde çıkaracağınız her türlü ses, en uzaktaki komşunuza dahi aynen iletilecektir. Konuşmanıza, horultunuza, gazınıza, tuzunuza dikkat etmeniz gerekir. Benim yukarda bahsettiğim gibi yatmaya geldiğimde yanıbaşımda bitiverdiğini gördüğüm kırmızı çadırdaki komşumun, Allah selamet versin, bir miktar solunum problemi vardı. Horluyordu diyemeyeceğim çünkü bu normal bir horultu gibi değildi, nasıl anlatsam… sanki bir gergedanla koyun koyuna yatıyor gibiydim. Yalnız bu gergedanın homurtuları arada bir kesiliveriyor, birisi tarafından hunharca boğazlanıyormuşcasına ürkütücü bir değişime uğruyor ve daha sonra korkunç bir kükremenin ardından yeniden 85 desibeldeki eski düzenine kavuşuyordu. Hatta bir ara bu üç-beş dakikalık kesintiler esnasında “Eyvah! Ölüyor adam” diye düşünüp kalkıp onun çadırına dalarak hayat öpücüğü, kalp masajı falan yapmaya niyetlendiysem de… içimdeki şeytan “Manyak mısın oğlum, öldüyse Allah rahmet eylesin. Sesi kesilir sen de rahat rahat uyursun” diye beni engelledi.
Gece dötdöte yerleşmiş birarada en az on çadır olmamıza rağmen sabah kalktığımda onbeş metre çapında bir alanda ikimizden başka hiçbir çadırın etrafımızda kalmadığını hayretle gördüm. Anlaşılan gergedanın horultusuna dayanamayan bütün komşularımız gece mece demeden çadırlarını söküp başka yere taşımışlardı.
Evet arkadaşlar çadırda yalnız değilsiniz. Çadırınız yalnız sesler için değil aynı zamanda görüntüler için de mükemmel bir yansıtıcıdır. Çok gerekli olmadıkça çadırınızda ışık yakmayın. Dışardakiler için tuhaf bir Karagöz oyunu oynuyor olabilirsiniz. Geçen yıl iki arkadaş çadırlarında yatarken biz dışarda cay içiyorduk. Bir ara onların çadırından öylesine bir gölge oyunu yansıdı ki bir anda arkadaşlarımızın cinsel tercihleri konusunda kuşkuya kapılmıştık. Meğer yalnızca gariplerimden biri çantasından kazağını çıkarmaya çalışıyormuş!
Motorunuzun Alarmını Kurmayın: Bir motosiklet festivaline geldiğinizde ve motorunuzu motoparka çektiğinizde yapacağınız en gereksiz şey, varsa motorunuzun alarmını kurmanızdır arkadaşlar. Merak etmeyin kimse motorunuzu çalamaz. Hatta kimse çalamayacağı gibi bizzat siz kendiniz dahi yüzlerce motorun üstüste yığıldığı o parktan kolay kolay motorunuzu bulup da çıkaramazsınız.
Ben bu festivalde pek kıymetlim eltimin hemen karşısına çadırımı kurmuştum. Alarmını kurmamıştım tabii ama yine de uykusuz geçen cuma gecesinin sabahında saat 06 sularında bir motorun canhıraş sirenleriyle uyandım. Hemen ardından yandaki çadırlardan birinden “Ohaaa! Hangi mına koduum şerefsizi kurmuş lan bu alarmı?” diye bir bağırış geldi. “Acaba?” diye telaşla donla fırladım dışarı. Bir chopperın ışıklarının yanıp söndüğünü görünce mına konulan şerefsizin ben olmadığımı anlayarak rahatladım. Gerçi benim eltim de geceyi pek rahat geçirmişe benzemiyordu. Gece kuduranlardan ya da saklambaç oynayanlardan biri (e bu kampta geceyarısı saklambaç oyunu olayını da bir başka yazıya bırakayım bari) aynasına çarparak yerinden çıkarmıştı. Allahtan geçmeli olduğundan aynayı kolayca yerleştiriverdim yerine.
Tuvalet Terbiyesine Dikkat: Tuvalet konusu, çadırlı kamp hayatının en boktan konusudur arkadaşlar. Her ne kadar böyle festivallerde mobil tuvaletler istihdam edilirse de bunlar ancak ilk gün için işlev görecektir. Daha sonraki günlerde defi hacet ihtiyacınız için ha bu tuvaletlere girmişsiniz ha direkt foseptik çukuruna düşmüşsünüz hiç farketmez. Erkekler için teşaşür doğal olarak daha kolaydır ancak bu festivalde hemen hemen her ağacın altında birden fazla çadır konumlanmış olduğundan tuvalet harici işeme neredeyse imkansız hale gelmişti. Ben tecrübeli bir kampçı olduğumdan bu festivalde işeme işini çadırımda biriktirdiğim boş pet şişeleriyle hallettim. Gece eğer doğal olmayan bir şırıltı duyduysanız yanıbaşınızda, ben o sırada pet şişeme işiyordum demektir. Bunun da bir küçük komplikasyonu var tabii. Gece su içmek için de yanınızda bir pet şişe bulunduruyorsunuz. Eğer benim gibi içeceğiniz şişeyi sağ tarafınıza, işeyeceğiniz şişeyi sol tarafınıza sakladıysanız, siz siz olun gece uyku sersemliğiyle sağınızı solunuzu karıştırmayın!
Büyük abdest ihtiyacını ise kaçınılmaz olarak kamp tuvaletlerinde gidereceksiniz. Benden söylemesi, çok sevdiğim bir atasözü vardır: Tedariksiz sıça oturan, domala domala taş arar. Aman ha tedariksiz gitmeyin helaya. Bir kutu ıslak mendil, bir kutu rulo tuvalet kağıdı, bir el sabunu yanınızda olmadan asla ayak yoluna koyulmayın. Haa elbette bunları da elinizde öyle sallaya sallaya giderseniz herkes gizli eyleminizin farkına varacaktır. Onun için malzemelerinizi özenle bol cepli pantolonunuzun ceplerine yerleştirip ıslık çala çala helaya doğru yollanın.
Kamp helaları aynen köy çeşmesi gibidir. İnsanlar birbirlerini burda görüp tanırlar. Hatta hela kapısında birbirini tanıyıp seven ve sonra evlenmeye karar veren arkadaşlarım dahi vardır benim. Ben yazımın başında söylediğim gibi bu festivalde kimseyle görüşmemeye karar verdiysem de sevgili Puhu ve eşiyle, VAP la, Gökçeyle hela önlerinde karşılaşıp sohbet etme fırsatı buldum. (Bir ara Sedatla selamlaşmıştık, Enciyle merhabalaşıp Zafer Akçayla konuşmuştuk. Gerçi Zafer beni tanımamıştı o ayrı konu)
Arkadaşlar kamp hayatında hela kuyruğunda tanıdığınız insanlarla karşılaştığınızda sakın ha az sonra hep birlikte yapacağınız eylem konusunu aklınıza getirmeyin. Sanki klasik müzik konseri izlemeye gelmişcesine en aristokrat tavrınızı takınıp etrafınızdaki beyefendi ve hanımefendilerle entelektüel sohbetlere dalın.Az sonra hepinizin çatır çatır sıçacağını bilseniz bile. Kamp adabı bunu gerektirir!
Nice kamplarda buluşmak dileğiyle,
Bu yazının orjinali Türk Chopper'da yazıldığı söyleniyor. Onlar ait olduğu ihtimaline karşı biz buradan kaynak belirtip kendilerine teşükkür ederim.






BMW R1200GS
İstanbul - Büyükçekmece
0 Rh (+)
Alıntı ile Cevapla
