Orijinalini görmek için tıklayınız : Israil Zulmünü Kiniyoruz!!!!
carvalho
05.January.2009, 10:04
Hepimizin çaresizlikle izlediği, izlerken ürperdiği gibi Amerika’nın Ortadoğu bekçisi İsrail, savunmasız Filistin’i kadın-yaşlı-çocuk-sivil demeden acımasızca vurmaya devam ediyor. Hem de sivil bölgeleri, hem de tüm dünyada kullanımı yasaklanmış misket bombalarıyla, hem de tüm dünyanın gözü önünde… Kara harekatının da eli kulağında, tanklar eli taşlı mazlum Filistin halkının karşısında işgal emrini bekliyor.
Nerede terörist başının sağlığını an be an takip eden sözde insan hakları savunucuları? Peki nerede müslüman ülkeler? Kendini ulusların sözde barışına adamış Birleşmiş Milletler nerede? Terörizme karşı savaş açtığını söyleyen Amerika, tarihin en büyük terörü alenen işlenirken nerede???
O kadar trajik ki, tüm dünyaya sözde demokrasi getireceğim diye ülke işgal eden işgalci Barış Gücü’nden herhangi bir müdahale beklemek ne kadar acı… Amerika değil midir zaten İsrail’î Ortadoğu’da besleyen, büyüten… O yüzden İsrail’e Amerika’nın çoban köpeği demiyorlar mı??? İsrail bir gecekondu’dur, bu böyle biline…
Yağan bombalar altında yaralı yavrusunu elektriği, ilacı bile olmayan hastanelere yetiştirmeye çalışan analar, minicik bedenleri yağan bombalarla paramparça olan yavrular, özyurtlarında vahşice zorbalığa maruz kalan, tankı taşla savuşturmaya çalışan Filistin halkı; siz orada bu zulmü çekerken ben karnım tok olduğu için, gece yatağımda rahat uyuduğum için, size hiçbir şekilde yardım edemediğim için ve bu zulme sessiz kalan Birleşmiş Milletler’in bir üyesi olduğum için UTANIYORUM!!! Hakkınızı helal edin bile diyemeyeceğim, çünkü buna hakkım yok!!!
Yüce Allah mazlumların yanındadır ve zalimler er geç layığını bulacaktır. Bu dünyada bu zalimlerin cezasını kesemiyorsak buna inanmak ve bunun için dua etmekten başka elimizden bir şey gelmiyor!!!
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/01/04/fft16_mf159176.Jpeg
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/01/04/fft16_mf159177.Jpeg
http://galeri.milliyet.com.tr/2009/1/4Israil__askerleri__Gazzeye__girdi/16.jpg (http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?prm=0,5248684&id=4&galeriid=5402#galeriStart)
http://galeri.milliyet.com.tr/2009/1/4Israil__askerleri__Gazzeye__girdi/14.jpg (http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?prm=0,5248684&id=6&galeriid=5402#galeriStart)
http://galeri.milliyet.com.tr/2009/1/4Israil__askerleri__Gazzeye__girdi/7.jpg (http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?prm=0,5248684&id=13&galeriid=5402#galeriStart)
http://galeri.milliyet.com.tr/2009/1/4Israil__askerleri__Gazzeye__girdi/11.jpg (http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?prm=0,5248684&id=9&galeriid=5402#galeriStart)
Filiz KAANKA...
05.January.2009, 11:49
Yazılanları, konuşulanları sözle desteklemek de bir yerden sonra anlamsız geliyor insana.Bütün dünyanın gözü önünde yaşanan ve kimsenin sesini çıkarmadığı bu dram Avrupanın ortasında da yaşanmadı mı bundan 15 yıl önce? Filistin nüfüsu ne kadar ki, daha şimdiden ölü sayısının 500 ü geçtiği söyleniyor?
Politikaların artık ikiyüzlülük üzerine kurulu olduğu günümüzde Amerika neden müdahale etmiyor sorusu cevabını da birlikte getiriyor.Hele de söz konusu İsrail ise.
İsrail - Filistin olayını daha iyi kavrayabilmek için internette gezinirken karşılatığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak isterim.
http://www.enfal.de/firavun.jpg
Israil'in Kirli Tarihi
Bazi devletlerin kirli çamasirlari vardir. Ortaya çikmasini istemedikleri, bilinmesinden rahatsizlik duyduklari ve bu nedenle resmi tarihlerinden çikardiklari tarihsel gerçeklerdir bunlar. Örnegin Vietnam Savasi sirasinda ABD birliklerinin o ülkedeki sivil halka karsi uyguladiklari iskence ve katliamlar—ki bunlarin sonucunda 1.5 milyon Vietnamli yasamini yitirmistir—Amerikalilar tarafindan mümkün oldugunca unutturulmak istenir. Bu gerçek savas sirasinda ört-bas edilmeye çalisilmistir, savas sonrasinda ise Vietnamla ilgili olarak çevrilen Hollywood filmleri ile ayni yol denenmistir. Bu "Rambo" filmlerinde hep Amerikan askerlerinin Vietnam'da yasadiklari zorluklar anlatilir, Amerikali birliklerinin diri diri yaktiklari köylüler degil.
Yine de Vietnam savasinin içyüzü pek çok insan tarafindan bilinmektedir. Çünkü savas dünyanin gözleri önünde yasanmis bir olaydir ve bu nedenle tam anlamiyla ört-bas edilmesi mümkün olmamistir.
Ancak baska bazi devletler, kirli çamasirlarini çok daha basarili bir biçimde gizleyebilmislerdir. Bu devletlerin belki de en basarilisi ise, Israil'dir. Siyonizm'in 1930'lu ve 40'li yillardaki tarihi sözkonusu kirli çamasirlarla dolu iken, Yahudi Devleti bu gerçekleri yalnizca gizlemekle kalmamis, dahasi kendi lehinde bir propaganda aracina dönüstürmüstür.
Öncelikle Israil'in nasil bir imaja sahip olduguna bakalim.
Israil'in Iki Yüzü
Israil, onyillardir tüm bir ulusu isgal altinda yasamaya zorlayan dünyadaki yegane devlettir. 1948'de Filistin topraklarinin önemli bir bölümünü isgal etmis ve Filistinlilerin bir kismini kendi yönetimi altinda yasamaya zorlamis, bir kismini sürmüs, hatta bir kismini da "imha" etmistir. 1967'de tüm Filistin topraklari Israil isgali altina girmistir. Ayrica Israil; Misir, Suriye, Lübnan ve Ürdün topraklarini isgal etmis, yillarca bu topraklardan çekilmemistir. Israil'in isgal ettigi bölgelerdeki halka karsi uyguladigi devlet terörü ise oldukça ünlüdür. Israil ayrica dünyanin baska bölgelerindeki acilarda da pay sahibidir: Dünyanin dördüncü büyük askeri gücüne sahip olan Yahudi Devleti, Üçüncü Dünya'daki baskici diktatörlere, fasist rejimlere destek olmus, onlara silah satmis, onlarin ordu ve gizli polislerini egitmistir. Pinochet, Idi Amin, Bokassa, Mobutu, Marcos, Noriega gibi eli kanli diktatörlerin tümü, Israil'in yakin birer müttefiki olmuslardir.
Kisacasi, Israil, oldukça "kirli" bir devlettir. Birlesmis Milletler'de aleyhine en çok karar çikartilan, ama bu kararlarin hemen hiç birini tanimayan Yahudi Devleti, dünyanin dört bir yanindaki pek çok insanin gözünde saldirgan, zorba ve küstah bir çete devletidir.
Ancak Israil'in bir baska yüzü daha vardir. Daha dogrusu Israil çogu zaman bir baska yüzle insanlarin karsisina çikar. Bu yüz, Israil'in bir "çete devleti" degil, aksine bir "mazlumlar ve magdurlar yuvasi" oldugu imajini verir. Bati'daki pek çok insan da Israil'i bu yüzüyle tanir. Bu görüse göre, Israil, dünyanin dört bir yaninda irkçilarin hedefi olan yahudilerin yegane siginagidir. Bu düsünce, temelde "yahudi soykirimi"na dayanir: Buna göre Israil, Naziler'in Yahudi irkina yönelik korkunç iskence ve katliamindan kurtulan yahudiler tarafindan kurulmus bir siginaktir. Naziler 6 milyon yahudiyi acimasizca öldürmüslerdir. Bu bir daha asla yasanmamalidir. "Bir daha asla" seklinde sloganlasan bu mantik, Israilliler tarafindan son derece ustalikla kullanilmakta ve üstte sözünü ettigimiz tüm "kirli" isler, bu yolla hasir alti edilmektedir.
Bu yolla Israil'in isgalleri ve devlet terörü mesrulastirilir: "Israil, güvenligini saglamak zorunda, yeni bir soykirim mi yasansin?" mantigi kullanilir. Israil Devleti sürekli olarak soykirim konusunu gündemde tutmakta ve bunu varliginin bir numarali mesruiyet kaynagi olarak göstermektedir. Israil'i ziyaret eden her yabanci devlet adami, ilk olarak mutlaka Yad Vashem adli "Soykirim Müzesi"ne götürülür.
Tarihin Perde Arkasi
Israil'in sözünü ettigimiz iki farkli imaji, takdir edilir ki, birbiriyle uyusmasi oldukça zor olan imajlardir. Bir yanda açikça saldirgan, irkçi, isgalci ve baskici bir devlet, öteki yanda "mazlumlarin siginagi" seklinde bir görüntü vardir.
Iste "Soykirim Yalani" adli kitabi ortaya çikaran arastirmayi yapmamiza neden olan sey de, bu iki zit görüntüdür. Bu iki zit görüntünün ardinda farkli bir gerçek olabilecegini düsündügümüz için bu kitaba konu olan tarihsel bilgileri arastirdik. Ve sonuçta ortaya pek az kimsenin farkinda oldugu bir gerçek çikti.
Bu gerçek, özetle sudur: Israil devleti, ikili bir karaktere sahip degildir. Yani bir yandan baskici ve saldirgan, bir yandan da "mazlumlarin siginagi" degildir. Aksine, baskici ve saldirgan karakter, Israil devletinin, bu devleti kuran ve yasatan siyasi kültürün yegane özelligidir. Israil'in "mazlumlarin siginagi" olarak bilinmesine neden olan sey de, aslinda bu siyasi kültürün kendi halkina reva gördügü bir takim zulümlerden ibarettir.
Bu genel yorumu yapmamiza neden olan somut gerçek ise, öncelikle Nazizim ve Siyonizm arasindaki bilinmeyen tarihsel iliskidir. Soykirim Yalani adli kitabimizda bu konuyu ayrintilariyla gözler önüne serdik. Filistin'de bir Yahudi Devleti kurmak için yeterli sayida Yahudiyi Avrupa'dan göç etmeye bir türlü ikna edemeyen Siyonistlerin, II. Dünya Savasi öncesi dönemde Naziler'i—ve diger pek çok fasist hareketi—destekleyerek zoraki bir göç sagladiklarini ortaya koyduk. Almanya'yi Yahudiler'den arindirarak etnik yönden "saf" hale getirmek isteyen Nazilerle, bu ülkedeki sözkonusu Yahudiler'i Filistin'e götürmek isteyen Siyonistlerin nasil dogal müttefik olduklarini inceledik. Naziler'in Alman Yahudilerine yaptiklari baski ve zulümlerin, Siyonist liderler tarafindan neden sevinçle karsilandigini ve iki tarafin ne gibi isbirlikleri gelistirdiklerini ortaya çikardik.
Bu tablo açikça göstermektedir ki, Israil, antisemitizm (Yahudi düsmanligi) tehlikesinden kaçan Yahudiler için bir siginak degildir, aksine bu Yahudileri tehdit eden antisemitik hareketler, Siyonizm tarafindan en basindan beri desteklenmistir.
Bu gerçegin bilinmesinde ise büyük yarar vardir, çünkü bu gerçek, Israil devletinin kendi mesruiyetinin dayanagi olarak gösterdigi en büyük gerekçeyi çürütmektedir. Nitekim bugün Israil'in politikalarina, hatta varligina karsi çikan "anti-Siyonist" Yahudiler de bu tarihsel gerçege isaret etmekte ve Siyonizm'in Yahudiler için bir kurtulus degil, aksine en büyük tehlike oldugunu savunmaktadirlar.
"Soykirim Yalani" kitabinin verdigi en önemli mesaj, bizce budur. Israil, hem isgal ettigi Arap topraklarinin gerçek sahiplerine, hem de bu topraklara zor yoluyla getirdigi Yahudiler'e baski ve zulüm uygulamis bir devlettir. Israil'in resmi ideolojisi olan Siyonizm, bu nedenle asla ve asla gerçek anlamda baris yanlisi olamaz. Baris ve huzura dayali bir siyasi kültür, her irkçi ve fasist hareket gibi Siyonizm'in de yok olmasina neden olacaktir çünkü.
Israil'in bir "baris ve demokrasi" ülkesi olarak tanitildigi Türkiye'de, bu gerçeklerin bilinmesi gerekmektedir. "Soykirim Yalani", iste bu yönde atilmis önemli bir adimdir.
Filiz KAANKA...
05.January.2009, 11:51
Soykirim Efsanesi Nasil Dogdu?
Nazi Almanyasi'ndaki Yahudilerin baski ve iskence politikasina maruz kaldiklari konusu, Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yilindan itibaren Bati'daki yayin organlarinda islenmeye baslamisti. Medyayi bu konuda besleyen en önemli kaynak ise birer sivil toplum örgütü niteligindeki Yahudi kuruluslariydi. Nazilerin Yahudilere karsi toplama kamplarinda sistemli bir "soykirim" yürüttügü yönündeki iddialar ise, 1942 yilinda yogunluk kazandi. Bu iddialari dile getirenler Dünya Siyonist Örgütü ve onun Batili ülkelerin hemen hepsinde kurulmus olan kollariydi. Örnegin Yahudilerin Nazi toplama kamplarinda "sabun" haline getirildiklerine dair saiyalar, ilk kez Amerika'daki Siyonist hareketin lideri ve Amerikan Yahudi Kongresi'nin (AJC) baskani olan Stephen Wise tarafindan duyuruldu. Wise, 1942 yilinda resmi bir açiklama yaparak, "yahudi cesetlerinin Almanlar tarafindan sabun, yag ve gübreye dönüstürüldügünü" iddia etti. Gaz odalari iddialari da yine ayni dönemde resmi siyonist kuruluslarin temsilcileri tarafindan duyuruldu.
Bu iddialarin genel medya tarafindan desteklenmesinin ise iki nedeni vardi: Birinci neden, Yahudi sermayeli yayin organlarinin bu konuya gösterdikleri özel ilgiydi. Ikinci ve daha önemli olan neden ise, bu haberlerin Batili ülkelerin savas halinde olduklari Nazi Almanyasi'na karsi kullanabilecek iyi bir karsi-propaganda malzemesi olusuydu. ABD yönetimi bu propagandayi çok gerekli buluyordu; çünkü "kendi çocuklarimizi neden Avrupa'da savasmaya gönderdik" diye düsünen genis halk kitlelerini savasin gerekliligine ikna etmek için, "gaz odalarinda öldürülüp sabun yapilan" masum insanlari kurtarmak kadar iyi bir gerekçe bulunamazdi. Nitekim Almanlar hakkinda buna benzer gerçek disi bazi vahset hikayeleri, I. Dünya Savasi sirasinda da Amerikan kamuoyunu ülkelerinin savasa girmesine ikna etmek için üretilmisti.
Savas yillarinda bu sekilde üretilen Soykirim söylentileri, Nazi toplama kamplarinin Amerikan, Ingiliz ya da Sovyet birlikleri tarafindan 1945 yili içinde ele geçirilmesiyle birlikte iyice güçlendi. Çünkü müttefik ordulari bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya'daki Belsen'de binlerce yahudi tutuklunun korkunç durumdaki cesetleriyle karsilasmislardi. Bunlarin fotograf ve filmleri dünya medyasinda yayinlandi. Bu cesetler soykirimin açik birer delili sayildilar. Oysa sözkonusu cesetlerin ölüm nedeni Nazilerin her türlü önleme ragmen bir türlü basa çikamadiklari tifüs salgini ve savasin son aylarinda Alman tasima sisteminin çökmesi nedeniyle bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya'daki büyük kamplarda basgösteren açlikti. Buna karsilik, daha Bati'da yer alan kamplardaki Yahudi tutuklularin gayet sihhatli ve psikolojik yönden de rahat bir durumda oldugu gözlenebiliyordu.
Nürnberg Mahkemesi
Soykirim efsanesini "adli" bir anlamda tarihsel literatüre geçiren en önemli gelisme ise, 1946 yilinda Nazi savas suçlularini yargilamak için düzenlenen Nuremberg Mahkemesi oldu. Bu mahkemede bazi "tanik"lar kürsüye çikarildilar ve toplama kamplarindaki yahudi tutuklularin gaz odalarinda sistemli bir biçimde ihma edildigini anlattilar. Bu verileri degerlendiren mahkeme, "6 milyon Yahudinin Nazi toplama kamplarinda imha edildigini, bunlarin dört milyonunun özel üretilmis imha araçlariyla katledildigini" kabul etti. Bu mahkemede delil olarak sunulan malzeme ve ifadeler, Soykirim literatürünün hala en büyük dayanagidir.
Ancak mahkeme gerçekte pek dürüst ve tarafsiz bir ortamda yapilmamisti. Nazi Almanyasi'ni yenilgiye ugratmis olan müttefikler-ABD, SSCB, Ingiltere ve Fransa-Nazi rejimini ne kadar korkunç ve acimasiz gösterebilirlerse, kendi argümanlarini o kadar iyi savunacaklarini düsünüyorlardi. Bu nedenle Siyonistlerin savas sirasinda ürettikleri tüm Soykirim hikayeleri mahkeme tarafindan ciddiye alindi ve hepsi kabul edildi.
Yahudi kuruluslari tarafindan mahkemeye getirilen "görgü taniklari", toplama kamplarinda sahit olduklari gaz odasi manzaralarini anlattilar. Bu sahitlerin verdikleri ifadelerin çok büyük bölümünün gerçeklerle uyusmadigi bugün biliniyor. Örnegin mahkemeye çikarilan ve Dachau toplama kampindan kurtulduklari söylenen pek çok tutuklu bu kamptaki gaz odalari hakkinda detayli ifadeler vermislerdi. Oysa Dachau'da "gaz odasi" olarak gösterilebilecek tek bir bina dahi olmadigi için, Soykirim literatürünün savunuculari ilerleyen yillarda bu iddiayi geri almak zorunda kaldilar. Bugün Dachau'da gaz odasi oldugunu savunan hiç kimse yoktur.
Diger toplama kamplarindaki sözde gaz odalari ile ilgili ifadelerin çogu da çeliskiliydi. Bazilari gerçeklesmeleri bilimsel yönden imkansiz hikayelerdi.
Nuremberg Mahkemesi'ne sahit olarak çikarilan en önemli kisi ise Auschwitz toplama kampinin kumandani Rudolf Höss"tü. Höss, çok önemliydi, çünkü mahkemeye çikarilan sahitlerin ezici çogunlugunun aksine bir Yahudi degil, bir Nazi subayiydi. Hem de Auschwitz'de iki yildan uzun bir süre en üst düzey yetkili olmustu. Höss "itiraflarinda", Auschwitz'in içinde "Wolzek" adi verilen özel bir imha kampi oldugunu, kendi komutasi altinda burada 2.5 milyon yahudinin öldürüldügünü söyledi. Ama "Wolzek" diye bir yer hiç bir zaman bulunamadi, dahasi Auschwitz'de 2.5 milyon Yahudinin öldügü iddiasi da bir süre sonra Yahudi tarihçileri tarafindan geri alindi. Rakam önce 1.25 milyona, en son olarak da Yahudi tarihçi Jean Claude Pressac tarafindan 775 bine düsürüldü.
Peki Höss neden yalan ifade vermisti? Basit; Höss'ü sorgulayan Ingiliz gizli servisi, ona agir bir iskence yapmis, dahasi ailesini ve çocuklarini öldürmekle tehdit etmislerdi!... Bu, bugün ispatlanmis tarihsel bir gerçektir. Höss bu durumda kendisini ve ailesini kurtarmak için her seyi imzalayabilirdi, nitekim öyle yapti.
Soykirim hikayesi Nuremberg mahkemesine dayanarak hizla büyüdü. Yahudi tarihçiler mahkeme tutanaklarindan alintilar yaparak kitaplar yazdilar. Baska tarihçiler bu kitaplardan alintilar yaparak yeni kitaplar yazdilar. Ilerleyen yillarda yeni bazi "soykirim sahitleri" çikti ve bunlar yazdiklari kitaplarla Nuremberg'teki verilmis olan ancak sonradan "siritan" bazi ifadelerin yerlerine yenilerini koymaya çalistilar. Israil'de özel bir Soykirim Arastirmalari Merkezi kuruldu. Dünya kamuoyunun soykirimi kesin bir tarihsel gerçek sanmasinin en önemli nedeni ise, Hollywood'un Yahudi sermayeli film sirketleri ve Yahudi yönetmenleri tarafindan çevrilen 100'e yakin Soykrim filmi oldu.
Soykirimin sorgulanmasi ise 60'li yillarda basladi. ABD'deki Northwestern University'den Dr. Arthur Butz, Fransa'daki Lyon Üniversitesi'nden Robert Faurisson ve pek çok "best-seller" kitabin yazari Ingiliz tarihçi David Irving sözkonusu revizyonist akima öncülük ettiler. Revizyonist akimin bugün en önemli entellektüel merkezi, California'daki Institute for Historical Review adli kurumdur.
Filiz KAANKA...
05.January.2009, 11:52
Israil'in Terör Gelenegi
Bir süredir "baris" rüzgarlarinin estigi Ortadogu, son bir hafta içinde Israil'in Lübnan'da gerçeklestirdigi bombalamalarla yeniden isindi. Bu durum, bazilari için sasirticiydi. Bir "baris ve demokrasi sembolü" olarak gördükleri Israil'in, içi küçük çocuklarla dolu bir ambulansi nasil olup da havaya uçurdugunu, ya da sivil yerlesim bölgelerini nasil olup da fütursuzca bombaladigini anlamakta güçlük çektiler.
Oysa, Bati medyasinin propaganda ilüzyonundan kurtularak ve Israil'in gerçek kimligini göz önünde bulundurarak vaziyete bakildiginda, Israil'in sözkonusu "gazap üzümleri" operasyonunun hiç bir sasirtici yönü olmadigini görebiliriz. Çünkü Israil, bir terör devletidir; terör, Yahudi Devleti için olagan bir dis politika aracidir.
Israil'in geçmisine bir göz attigimizda ise, bu tanimi kesinlestiren yüzlerce örnek bulmak mümkündür.
Terörizmden Basbakanliga
Israil'in kuruldugu yillar, ayni zamanda Ortadogu'nun da terörle tanistigi yillar olmustu. Yüzyilin basindan beri sistemli bir "devlet kurma" programi izleyen Siyonist hareket, 1940'li yillarda Filistin'de olusturdugu terör örgütleri ile bölgeyi kan gölüne çevirdi.
Sag kanat Siyonistler, Filistin'deki Araplara ve ilerleyen yillarda da Ingilizlere karsi savasacak olan Irgun Zvei Leumi (Ulusal Askeri Örgüt) ya da kisaca Irgun adli silahli yeralti örgütünü kurdular. Irgun ve 1940 yilinda ondan ayrilan Avraham Stern'in kurdugu LEHI (Lomamei Herut Yisrael-Israil'in Özgürlügü Savasçilari), Araplar'a ve Ingilizlere karsi kanli terör eylemleri gerçeklestirdiler (LEHI, kurucusunun adindan dolayi Stern Çetesi olarak da anilir). Irgun ve Lehi'nin iki aktif teröristi, yillar sonra tüm dünyanin taniyacagi isimler haline geleceklerdi: Menahem Begin ve Yitzhak Samir! Ikisi de, sirasiyla, Basbakan oldular.
Bu sag kanat teröristler ile sol kanat Siyonistler arasinda da gizli bir ittifak vardi. 16 Eylül 1948 günü Stern örgütünün teröristleri, Birlesmis Milletler'in Filistin arabulucusu olan ve Siyonistlerin isgal politikalarini elestirmesiyle taninan Kont Folke Bernadotte'u Kudüs'te öldürdüler. Yeni kurulmus olan Israil Devleti'nin Basbakani Ben Gurion, Stern militanlarinca gerçeklestirilen suikasti lanetledi ve Bernadotte'un BM karargahindaki cenazesine de katilarak taziyelerini sundu. Suikastin sorumlusu olan Stern üyeleri ise kayiplara karistilar. Ancak bir süre sonra bu militanlar ortaya çiktilar, hem de çok ilginç bir biçimde... Bernadotte'u vuran Joshua Cohen adli tetikçi, Basbakan Ben Gurion'un özel korumasi oluverdi birden bire.! Suikast emrini verenlerden Yitzhak Samir ise Mossad'in Avrupa masasi sefligine getirildi.(1) Ben Gurion'un basbakanliginin sürdügü bu dönemde, Samir'in de katkisiyla, çok sayida "Israil düsmani" Mossad ajanlarinca Avrupa'da öldürüldü. Kisacasi Israil'in liderleri aktif birer teröristtiler, ya da terörizmi el altindan destekliyorlardi.
Terör, Israil'in kurulmasiyla bitmedi, azalmadi da. Aksine, daha da çok kan dökmeye basladi.
Israil Tarzi Terör
... 80-100 kadar erkek, kadin ve çocuk öldürülmüstü. Çocuklari kafalarina sopalarla vurarak öldürdüler. Her evden en az bir kisinin canina kiyildi. Köylerde erkek ve kadinlar yiyecek ve su verilmeksizin evlere kapatildilar. Sonra da sabotajcilar gelip evleri havaya uçurdu. Bir kumandan, bir ere emir vererek, havaya uçurmak istedigi bir evin içine 2 kadin kapatmasini söyledi. Bu arada bir asker, öldürmeden önce bir Arap kadinin irzina geçtigini anlatti. Yeni dogmus bir çocugu olan Arap kadinina birkaç gün süreyle etraf temizlettirildikten sonra kadin ve çocuk öldürüldü. 'Harika bir adam' diye nitelenen iyi yetistirilmis, iyi bir egitim görmüs kumandanlar, asagilik katiller haline gelmisti. Hem de gelisen korkunç olaylarin içinde ister istemez bu duruma düsmüs degillerdi. Aksine soykirimi ve yoketme metodlarini bilinçlice kullaniyorlardi. Onlara göre dünyada ne kadar az Arap kalirsa, o kadar iyiydi...Üstteki satirlar, Israil'in Davar gazetesinin 9 Haziran 1979 tarihli sayisinda yayinlandi. Yazilanlar, 1948'de Dueima adli Filistin köyünün ele geçirilmesi sirasinda yapilanlara taniklik eden Israilli bir askerin katliam hatiralariydi.
Önemli olan bu satirlarda anlatilanlarin, istisnai bir terör eylemini degil, Israil'in kutsal terörünün siradan bir örnegini tarif etmesidir. Bir diger "siradan örnek", Israillilerin devlet kurduklari yilda, 1948'de Deir Yassin köyündeki Arap halka giristikleri katliamdir. Menahem Begin'in yönettigi Irgun ve Stern teröristleri, Kudüs yakinlarindaki Deir Yassin köyüne düzenledikleri baskin sirasinda, hamile kadinlarin ve çocuklarin da dahil oldugu 280 kadar Arap köylüsünü önce sokaklarda dolastirdiktan sonra kursuna dizmislerdir. Ancak bir de önemli "detaylar" vardir: Öldürülen genç kizlarin çogunun irzina geçilmis, erkeklerin cinsel organlari koparilmistir. Siyonistler bazi kurbanlari öldürmek için biçak kullanmislardir. Raporlarda "ortadan ikiye biçilen" küçük bir kiz çocugundan da söz edilmektedir.(2)
Bu sekilde alti ay içinde Arap köylerine düzenlenen sayisiz baskinlarla 400 bine yakin Arap, yurdunu terketmek zorunda kaldi. Deir Yassin Katliami bu baskinlarin sadece birisiydi. Israilliler'in yillar içinde terör yoluyla bosalttiklari köy sayisi, Israil'in az sayidaki "muhalif" seslerinden biri olan Israel Shahak'in tespit ettigi rakama göre, 385'tir. Bu köylerde yasayanlarin içinde korku yöntemiyle kaçirilanlarin yaninda, Deir Yassin'le ayni kadere ugrayanlar da vardir.
Israil'in terörü, ilerleyen yillarda da kan dökmeye devam etmistir. Kibya ya da Sabra Satilla katliamlari, yine buzdaginin görünen kisimlaridir. Israilliler çogu kez bu açik eylemleri bile üstlenmemeye çalismislardir. Örnegin Israil'in 1982 yazindaki Lübnan'i isgali sirasinda Sabra ve Satilla mülteci kamplarinda öldürülen 1.500'ün üstündeki Filistinli'ler hakkinda Begin "yahudi olmayanlar, yahudi olmayanlari öldürdü, bize ne!" demisti. Oysa kisa süre sonra katliami gerçeklestiren Falanjistlerin Israil subaylarinin komutasinda oldugu ve Israil ordusunca silahlandirildiklari ortaya çikti.
Filiz KAANKA...
05.January.2009, 11:53
Israil Tarzi Iskence
Israil'in kutsal terörünün önemli bir parçasini ise iskence olusturmaktadir. 1967'den bu yana iki milyondan fazla Filistinli'yi isgal altinda yasamaya zorlayan Yahudi Devleti, bu Filistinlilerin muhalefetini kirmak ve onlari göçe ikna etmek için sistemli bir iskence politikasi uygulamistir.
Yahudi Devleti'nin korkunç iskence yöntemleri, ilk kez Londra'da yayimlanan Sunday Times'in 1977 yilinda yayinladigi uzun bir arastirmada ortaya çikti. Belgelenen vakalar, 1967'den itibaren on yillik Israil isgali sirasinda iskence gören kirkdört Filistinlinin durumlarini ortaya koyuyordu.
Buna göre, Israil'in; Nablus, Ramalla, Hebron ve Gazze'deki hapishanelerinde, Kudüs'teki Rus sitesi ya da Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözalti merkezinde ve Yona, Ramle, Sarafand, Nafha gibi özel askeri hapishanelerde inanilmaz iskenceler uygulaniyordu. Sistemli dayak disinda, Israillilerin kullandigi iskence türleri arasinda; cinsel organlara elektrik verme, tutukluyu çirilçiplak buzlu suya sokma, gözleri baglanmis olan tutuklunun üzerine özel egitilmis köpekleri saldirtma, vücudun degisik yerlerinde sigara söndürme, arkadan tecavüz, tirnaklarin ve saglam dislerin sökülmesi gibi yöntemler vardi. Bazi tutuklularin kizlari da tutuklanmis ve bunlara babalarinin gözü önünde tecavüz edilmis, sonra da tutuklu kendi kiziyla cinsel iliskiye girmesi için zorlanmisti. Bazi erkek tutuklularin cinsel organlarina ince cam çubuklar sokulmus ve sonra da bu çubuklar organin içindeyken iskenceciler tarafindan kirilmisti. Erkek tutuklularin hayalarinin sikistirilmasi da çok kullanilan yöntemlerin biriydi. Bu iskenceler sonucunda çok sayida Filistinli tutukluda kalici sakatliklar meydana geldi. Çogunun cinsel fonksiyonlari sona erdi, görme ve isitme duyularini ve akli dengelerini yitirenler oldu. Bu fiziki iskencelerin yaninda psikolojik yöntemler de vardi. Siyasi tutuklular, kasten, Israil ordusuna çizme, kamuflaj agi, vb. malzeme imal etme islerine kosuluyorlar, reddettiklerinde fiziki yöntemlere basvuruluyordu.(3)
Sunday Times'in ortaya çikardigi bu vakalar, 1967-1977 yillari arasindaki iskence vakalariydi. Ilerleyen yillarda da Israil'in kutsal terörü ve kutsal iskencesi sürdü. Yalnizca 1987-1993 döneminde; Israil birlikleri tarafindan 1.283 Filistinli öldürülmüs, 130.472 tanesi hastaneye kaldirilacak derecede yaralanmis, 481 tanesi sürülmüs, 22.088 tanesi gözaltina alinmis, 2.533 ev mühürlenmistir. (4) Gözalti ve tutukluluk sirasinda kullanilan iskence yöntemlerinin hangi boyutlara vardigini bilmek de mümkün degildir.
Israil iskence gelenegi ile ilgili olarak en son 1995 Agustosunda ortaya bazi yeni bilgiler çikti. Emekli Albay ve tarihçi Mose Givati, "Çöl ve Alevlerin Içinde" adli kitabinda, 1948, 1956 ve 1967'deki Arap-Israil savaslarinda Israil ordusunun savas esirlerine inanilmaz iskenceler yaptigini yazdi. Buna göre, esir alinan Misirli askerlerin gözleri sigara ile oyulmus, cinsel organlari kesilerek agizlarina tikanmisti...
Burada önemli olan bir nokta var. Israil devlet aygiti, terör ve iskenceyi yalnizca pragmatik bir uygulama olarak degil, bunun da ötesinde kutsal bir misyon olarak görmektedir. Israil'in terörü, Livia Rokach'in ifadesiyle, "kutsal" bir terördür. Çünkü bu terör, yahudi dini kaynaklari tarafindan emredilir.
Terörün "kutsalligi"
Eski Ahit'in Tesniye kitabinda, 7. Bap söyle baslar:
"Allahin Rab, mülk olarak almak için gitmekte oldugun diyara seni götürecegi ve senin önünden çok milletleri, Hittileri ve Girgasileri ve Amorileri ve Kenanlilari ve Perizzileri ve Hivileri ve Yebusileri, senden daha büyük ve kuvvetli yedi milleti kovacagi; ve Allahin Rab onlari senin önünde ele verecegi ve sen onlari vuracagin zaman; onlari tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acimayacaksin ve onlarla hisimlik etmeyeceksin; kizini onun ogluna vermeyeceksin ve onun kizini ogluna almayacaksin... Çünkü sen Allahin Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allahin Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti."
I. Samuel kitabi 15. Bap'in basinda ise su ayet yer alir:
"Ordularin Rabbi söyle diyor: Amalek'in Israil'e yaptigini, Misir'dan çiktigi zaman yolda ona karsi nasil durdugunu arayacagim. Simdi git, Amaleki vur ve onlarin herseylerini tamamen yok et ve onlari esirgeme ve erkekten kadina, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden esege kadar hepsini öldür."
Ayetlerde geçen Hittiler, Yebusiler, Amalekler gibi kavimler, M. Tevrat'in yazildigi dönemlerde Ortadogu'da bulunan toplumlardir. Bu nedenle bu ayetlere (ve M. Tevrat'in içindeki yüzlerce benzerlerine) göz atan pek çok kisi, tarihin derinliklerinde kalmis birer siddet olayinin hikayesini okudugunu sanabilir. Oysa gerçek böyle degildir... Israil'in "güvercin" siyasetçilerinden Amnon Rubinstein, su satirlari yaziyor:
"(Israilli radikallerin) kullandigi lisanda, günümüzdeki Araplar; Yebusiler'dir, Amalekler'dir ya da Kenan diyarinin Tevrat tarafindan lanetlenen yedi kavminden herhangi birisidir... Tesniye'de, 'geride hiç bir sey kalmayacak sekilde' Amalek'i yok etmek üzere verilen emir, dogrudan bugünkü Araplar'a yönelik olarak yorumlanmaktadir... Israil'in savaslari da bu çerçevede anlasilmakta ve bu savaslarda bu 'yeni Amalekler'e karsi insancil davranilmamasi gerektigi söylenmektedir. Haham Menachem M. Kasher, 1967 savasindan sonra yazdigi bir yazida, Tevrat'in 'onlari sizin önünüzden yavas yavas azaltacagini ve yurtlarina sizi yerlestirecegim' seklindeki ifadesinin, Israil'in Araplar'la olan iliskisini tarif ettigini yazmistir... Bar Ilan Üniversitesi'nden Haham Israel Hess, daha da ileri gitmis ve 'Tanri'nin Amaleklere karsi girisilen savasa bizzat katildigini' söylemistir. Israel Hess'in konuyla ilgili yazisinin basligi ise, 'Tevrat'in katliam emirleri'dir." (5)
Kisacasi, Israil kimligi olusturan en büyük faktör olan "dinci" ekol, Muharref Tevrat ayetlerini bu sekilde yorumlamakta, ve böylece Yahudi Devleti'nin uyguladigi teröre teolojik bir mesru temel olusturmaktadir. Iste bu nedenle terör ve Israil, birbirinden ayrilmaz iki parçadir. Yahudi Devleti, mevcut ideoloji ve kurumlariyla ayakta kaldikça, terörü mesru bir siyaset araci olarak görmeye devam edecektir.
"Gazap üzümleri"nin bombalariyla ambulans içinde parçalanan çocuklar, bu gerçegin ne ilk ne de son kurbanlaridir.
DIPNOTLAR1) Richard Curtiss, "The Good Cops and Bad Cops Who Killed the Peace Process". Washington Report on Middle East Affairs. Haziran 1995 2) Lenni Brenner, The Iron Wall: Zionist Revisionism from Jabotinsky to Shamir, London: Zed Books, 1984, ss. 141-1433) Ralph Schoenmann, Siyonizm'in Gizli Tarihi, Kardelen Yayincilik. 1992. ss. 79-95
4) Washington Report on Middle East Affairs, Haziran 1994
5) Amnon Rubinstein, The Zionist Dream Revisited: From Herzl to Gush Emunim and Back, 1.b., New York: Schocken Books, 1984, s. 116
okan
05.January.2009, 14:49
bu kadar uzun uzadiye yazılara gerek yok çoğu şeyler biliniyor zaten ... yahudiklerin ortak olduğu veya sahibi olduğu meşhur ürünler var .
coca cola,sprite,mc donalds,danone . sprite, marks& spencer,nestle,maggi,fanta, nokia,schweppes,ıbm, intel,biotherm,boss,calvin klein,armani,kotex .... vb.. bunları tüketmeyin yeter... boşyere sokaklara dökülmenin, eylem yapmanın hiç bir faydası yok ... bu soysuzların biz eylem yaptıkça kıs kıs gülmekten başka bi şey yaptıklarını zannetmiyorum...
carvalho
05.January.2009, 15:00
O ürünleri tüketmesek de sokaklara çıkıp bağırıp çağırsak da çözüm olmayacağını hepimiz biliyoruz. Dünya ticareti, ülkelerin idaresi sermaye gruplarına ait, sermayenin de kökeni belli zaten.
Bizimki sadece Hz. İbrahim hikayesindeki karınca'nın çenesiyle taşıdığı bir damla su misali... Vicdani bir hesaplaşma belki... KArdeşlerimizin çektiği zulüme karşı hiçbirşey yapılmamasına karşı bir isyan, vicdani sızı...
Filiz KAANKA...
05.January.2009, 15:30
Bosna Hersek savaşını bitiren, Sırpların sahip olduğu ürünleri boykot etmek değildi.Belki bu kişisel bir tepki olabilir ama kısa bir süreçte kimsenin umurunda olmaz.Dünyanın ilgisini, bir şekilde mümkün olduğunca o bölgede tutmak kesinlikle işe yaradı o zaman belki bugün de yarar.Keşke daha fazlasını yapabilsek de yapsak....
aidikurt
06.January.2009, 10:29
İsrail - Filistin çatışmasının kronolojisi
Ortadoğu'da, 1948 yılında İsrail'in kurulmasıyla başlayan 50 yıllık savaş, barış çabaları, ateşkes ve anlaşmalara rağmen dinmek bilmedi.
50 yıllık savaş ve barış çabaları
Ortadoğu'da, 1948 yılında İsrail'in kurulmasıyla başlayan 50 yıllık savaş, barış çabaları, ateşkes ve anlaşmalara rağmen dinmek bilmedi.
İsrail'in kurutulması
İsrail devletinin kurulması süreci, 1897'de Theodor Herzl'in İsviçre'de Birinci Dünya Siyonist Kongresi'ni toplamasıyla başladı. Başta İngiltere olmak üzere Batılı devletler, Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulmasını destekledi.
29 Kasım 1947'de, BM, Filistin topraklarının yüzde 56'sının 650 bin kişilik Yahudi nüfusuna, yüzde 44'ünün ise 1 milyon 300 bin kişilik nüfusu bulunan Filistin'e verilmesini ve Kudüs'ü uluslararası statüye alan bir planı onayladı. İsrail devletinin kuruluşu, 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan edildi.
Arap- İsrail savaşları
İsrail devletinin kurulmasından sonra, İsrail ile Araplar arasında 1956, 1967 ve 1973 yıllarında savaşlar çıktı.
http://arsiv.sabah.com.tr/ozel/arafat206/im/1EDEC805F3D58E4EADEC42E9b.jpg
1948: İsrail'in kurulmasının hemen ardından Mısır, Ürdün, Irak, Suriye ve Lübnan'dan gelen Arap kuvvetleri, Filistin'in Yahudilere verilmeyen güney ve doğu bölgelerini işgal etti ve Eski Kudüs'ü ele geçirdi. Şubat-Temmuz 1949 arasında çeşitli ateşkes anlaşmaları yapıldı.
1956-Süveyş Bunalımı: Mısır lideri Cemal Abdünnasır'ın Süveyş Kanalı'nı millileştirmesiyle başlayan bunalımı takiben, İsrail Sina Yarımadası'na girdi, 5 günde Gazze, Refah ve El Ariş'i ele geçirdi, kanalın doğusunu işgal etti. Aralık ayında BM gücü bölgeye yerleşti ve 1957'de İsrail çekildi.
1967-6 Gün Savaşları: Arap-İsrail güçleri 5-10 Haziran'da 3. kez savaştı. Araplar, Eski Kudüs, Sina, Gazze Şeridi'ni, Ürdün ırmağının batısında kalan ve Batı Şeria adı verilen Ürdün topraklarını, İsrail-Suriye sınırındaki Golan Tepeleri'ni kaybettiler.
1973: Yahudilerin kutsal günü Yom Kippur'a denk gelen 6 Ekim'de, Mısır Süveyş Kanalı, Suriye ise Golan Tepeleri üzerinden İsrail'e saldırdı. İsrail ve Mısır, önce ateşkes, ardından 1974'de barış anlaşması imzaladı. İsrail ile Suriye arasında da aynı yıl ateşkes sağlandı. Bölgeye BM barış gücü yerleştirildi.
1979-Camp David: İsrail'in 1979'da Sina Yarımadası'ndan çekilmeyi kabul ederek Mısır ile Camp David anlaşmasını imzalamasıyla bir Arap devletiyle ilk kez barış yapılmış oldu.
http://arsiv.sabah.com.tr/ozel/arafat206/im/C3F80AD5C480B34385E4F9D2b.jpg
1980: İsrail, 1980'de Kudüs'ü başkenti ilan etti,
1982: İsrail, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) kamplarının bulunduğu Güney Lübnan'ı bombaladı ve işgale başladı. FKÖ, çokuluslu güçlerin denetiminde bölgeden ayrılırken, Filistinliler mülteci kamplarına gönderildi.
1987: İntifada olarak bilinen Filistinlilerin ayaklanması başladı, 1992'ye dek sürdü.
15 Kasım 1988: Cezayir'de toplanan Filistin Ulusal Konseyi, bağımsız Filistin devletini ilan etti.
Filistin yönetimi ve dinmeyen şiddet
Ortadoğu'da, İsrail'in kurulmasıyla başlayan 50 yıllık savaş, son 10 yılda çok sayıda barış müzakerelerine ve ateşkes girişimlerine tanık oldu.
Oslo ve Filistin özerk yönetimi
1993-Oslo Anlaşması: 13 Eylül'de İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde Filistin'e özerklik tanıyan ilk geniş kapsamlı barış anlaşmasını Norveç'in başkenti Oslo'da imzaladı.
1991 yılında İspanya'nın başkenti Madrid'de başlatılan barış süreci, Oslo gizli görüşmeleri ve ABD hükümetinin katkılarıyla yaşama geçirildi.
14 Mayıs 1994: Özerklik anlaşmasının ayrıntılı planı, Mısır'ın başkenti Kahire'de imzalandı. Gazze kenti ile http://arsiv.sabah.com.tr/ozel/arafat206/im/B7DF2989F8E98B40B03BC0F7b.jpg
Batı Şeria'daki Eriha, ilk Filistin özerk bölgeleri oldu.
28 Eylül 1995: ABD'nin başkenti Washington'da, birçok yerleşim biriminin Filistin Özerk Yönetimi'ne (FÖY) devredildiği ikinci kapsamlı özerklik anlaşması imzalandı.
4 Kasım 1995: Aşırı milliyetçi genç bir Yahudi, Tel Aviv'deki barış mitinginde İşçi Partisi lideri, Başbakan İzak Rabin'i öldürdü.
Nobel Barış Ödülü'nü Rabin ve Filistin Devlet Başkanı Arafat ile birlikte paylaşan Şimon Peres Başbakan oldu.
Mart 1997: İsrail hükümetinin, üç semavi dince en kutsal mekan olan, Hz. Muhammed'in Mirac mucizesi mekanı Haremmüşşerif'i kapsayan Eski Kent'in yer aldığı Kudüs'ün Müslüman Arap ağırlıklı Doğu kesiminde, yeni yerleşim birimleri inşasına yeniden başlaması üzerine, Filistin Özerk Yönetimi, nihai kalıcı barış antlaşması yolunda yürütülmeye çalışılan müzakereleri askıya aldı.
WYE, Şarm El Şeyh anlaşmaları
23 Ekim 1998: İsrail ile Filistin liderleri, ABD-Washington yakınında, Maryland eyaletindeki Wye Plantation veya Wye River Anlaşması'nı imzalandı. Anlaşma, Batı Şeria'da uygulanmak üzere 'geçici nitelikli' barış için toprak verilmesini öngörüyordu.
http://arsiv.sabah.com.tr/ozel/arafat206/im/A2104506E62ADF418DEF6AFEb.jpg
4 Eylül 1999-Şarm El Şeyh: Dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Arafat, barış müzakerelerini yeniden başlattı. 13 Eylül'e kadar tam kapsamlı nihai barış anlaşmasının hazırlanması ve 1 yıla kadar bu anlaşmanın imzalanması ilkesi kabul edildi. İsrail askerlerinin çekilme takvimi belirlendi, Filistin'e liman yapma hakkı tanındı.
İsrail ve Filistinli yetkililer, güvenlik sorunlarıyla ilgili bilgi değişimi konusunda işbirliği yapmayı kabul etti.
9 Mart 2000: Barak ve Arafat, Mısır'ın Kızıldeniz kıyısındaki sayfiye kenti Şarm El Şeyh'te buluştu, barış müzakereleri için yeni takvim belirlendi.
20 Temmuz 2000: Camp David'de ABD Başkanı Bill Clinton'ın gözetiminde Arafat ve Barak, 9 günlük kapalı maraton zirve yaptı. Anlaşma çıkmadı, ancak iki lider görüşmeleri sürdürme kararını koruduklarını söyledi.
İkinci intifada ve ateşkes planları
28 Eylül 2000-İkinci İntifada: İsrail muhalefetinin 'asker ve siyaset şahini' Şaron'un Kudüs'te Haremmüşşerif'i ziyaret etmesiyle, ikinci Filistin İntifadası patlak verdi.
http://arsiv.sabah.com.tr/ozel/arafat206/im/0827D85801296148ABE906D6b.jpg
17 Ekim 2000: Arafat ve Barak, ABD Başkanı Bill Clinton'ın arabuluculuğunda Mısır'da yapılan Şarm El Şeyh zirvesinde ateşkes kararı aldı, ancak karar uygulanamadı.
Kasım 2000: Şarm El Şeyh zirvesinde karara bağlanan Ortadoğu Araştırma Komisyonu, Clinton tarafından oluşturuldu. Amerikalı senatörGeorge Mitchell'in başkanlığını üstlendiği komisyonda, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, eski Amerikalı senatör Warren Rudman ve Norveç Dışişleri Bakanı Torbjörn Jagland yer aldı.
23 Aralık 2000: Washington Potomac Nehri yanındaki Bollard Askeri Üssü'nde Filistin ve İsrail heyetleri arasında yapılan müzakere sonuçsuz kaldı. Başkan Clinton, Kudüs'ün doğu kesimi yönetiminin FÖY'de olmasını, bunun karşılığında Ürdün, Lübnan ve Suriye'deki 3,5 milyon Filistinli mültecinin vatanlarına dönüşünden feragat edilmesini içeren planı taraflara sundu.
27 Ocak 2001: Filistin ve İsraillilerin Mısır'ın Taba kentindeki maraton görüşmelerinin sonunda barış anlaşması imzalama çabaları boşa çıktı.
aidikurt
06.January.2009, 10:31
4 Mayıs 2001: ''Mitchell Komisyonu'' olarak bilinen Ortadoğu Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan rapor, İsrail ve Filistinlilere sunuldu. Raporda, şiddetin tamamen sona erdirilmesi, yeni Yahudi yerleşim
http://arsiv.sabah.com.tr/ozel/arafat206/im/AAC277D38246814198BE319Eb.jpg
birimleri oluşturma projelerinin dondurulması ve barış görüşmelerinin yeniden başlaması tavsiye edildi.
13 Haziran 2001: Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Başkanı George Tenet arabuluculuğunda taraflar ateşkes ilan etti, ancak bu da yürümedi.
26 Mart 2002: İkinci İntifada'nın başlamasından itibaren geçen 18 aylık sürede, çatışma ve saldırılarda Filistin tarafından 1238, İsrail tarafından 366 olmak üzere toplam 1604 kişi öldü. 28 Mart 2002: Beyrut'ta yapılan Arap Birliği zirvesinde Suudi Veliaht Prensi Abdullah, yeni Arap-İsrail barış planı sundu. Plan, başkenti Kudüs olan Filistin devletinin tanınması ve mültecilerin haklarının geri verilmesi karşılığında, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini öngörüyor.
29 Mart 2002: İsrail, Filistin lideri Arafat'ın 1994'te sürgünden dönüşünden beri en şiddetli saldırısını düzenleyerek, Filistin liderinin karargahının da bulunduğu Ramallah'a girdi ve Filistin yönetim birimlerini kuşattı. Arafat'ın karargahına da tank ateşi isabet etti. İsrail kabinesi Arafat'ı düşman ilan etti ve Arafat karargahında kuşatma altına alındı.
http://arsiv.sabah.com.tr/ozel/arafat206/im/631A6A753691DE4EA99B9925b.jpg
Nisan 2003: Arafat, bazı yetkilerini devrederek Mahmud Abbas'ı başbakan olarak atadı, ancak güvenlik güçlerinin denetimini vermeyi reddedince Abbas istifa etti.
4 Haziran 2003: Bush-Şaron-Abbas, yeni barış planını ele almak için Ürdün'deki zirveye katıldı.
29 Haziran 2003: Radikal dinci gruplar, geçici ateşkes ilan etti. İsrail, Gazze Şeridi'nden ve sonra da Beytüllahim'den çekildi.
10 Eylül 2003: Filistin'de başbakanlığa, Meclis Başkanı Ahmed Kurey getirildi.
11 Eylül: İsrail, Yaser Arafat'ı öldürmek için ilke kararı aldı.
8 Aralık 2003: İsrail'in inşa ettiği duvarın meşruiyeti konusu, Uluslararası Adalet Divanı'na taşındı. Adalet Divanı, İsrail'in 'güvenlik duvarını' uluslararası hukuka aykırı buldu.
2004: Filistin'de, İsrail'in saldırıları dışında, özellikle güvenlik birimleri arasında iç çatışmalar ve yolsuzlukla mücadele için reform tartışmaları öne çıktı.
6 Haziran 2004'te İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un Gazze'den tek taraflı çekilme planını, İsrail kabinesi tarafından prensipte onaylandı.
Filistinli grupların eleştirdiği plan, 2005'in sonuna kadar Gazze Şeridi'ndeki 21, Batı Şeria'daki 4 Yahudi yerleşim birimini aşamalı olarak boşaltmayı öngörüyor.
kayar2
06.January.2009, 23:57
dünyanın kanayan yarası bir gün gelecek hangi kayanın arkasına saklansa bir yahudi kaya dile gelip burda bir israil oglu var diye dillenecek ve bütün israil ogulları yer yüzünden silinecek kendi akıttıgı kanda bogulacaklar bu konuyu dillendiren bütün arkadaşlara teşekkür ederim
yenikoylu_ua
08.January.2009, 12:20
yardıma devammıhttp://img291.imageshack.us/img291/8499/q2so9.jpg
http://img291.imageshack.us/img291/7089/q3iz3.jpg
http://img291.imageshack.us/img291/3284/q4hn4.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/2535/q5cr3.jpg
http://img88.imageshack.us/img88/5932/q6fr1.jpg
http://img291.imageshack.us/img291/431/q7ou6.jpg
http://img88.imageshack.us/img88/6568/q8fh2.jpg
http://img88.imageshack.us/img88/6759/q9mq0.jpg
http://img291.imageshack.us/img291/9999/q9afq2.jpg
http://img291.imageshack.us/img291/2919/q9byt1.jpg
http://img291.imageshack.us/img291/6984/q9cey4.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/3386/q9djm7.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/17/q9efn9.jpg
http://img291.imageshack.us/img291/5499/q9fna9.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/9933/q9gks7.jpg
http://img86.imageshack.us/img86/439/q9hea0.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/9585/q9iha8.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/4175/q9jsi8.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/1877/q9kne7.jpg
http://img96.imageshack.us/img96/3728/q9llz9.jpg<O:p></O:p>
ekselans
09.January.2009, 01:00
eee tarihi döktük buraya ama sonuççç.işte mallarınızı tarlalarınızı evinizi dükkanınızı kime sattığınız çok önemli.işte sonuç
vBulletin v4.2.5, Copyright ©2000-, Jelsoft Enterprises Ltd.