Benim hikayem biraz uzun. Hem kulüple hemde motosikletle tanışma hikayem olacak. Hikaye tadında olsun istedim. Hem de uzun yazılarımı özleyen arkadaşlara; kardeşlerime ve abilerime armağan olsun. Özellikle Caner kardeşime, yardımcı olup her zaman destek olmaya çalışıp kulüp içerisinde şu anda bulunduğum noktaya gelmeme sebep olduğu için Celil Başkan'a, en az Celil Başkan kadar kulüp ile ilgili tecrübelerini, yönetimsel sorunları çözmede bıkmadan usanmadan her sorumu yanıtlayan Alper Başkan'a armağan olsun.
Motosiklete binmek özgürlüktür. Peki ya motosiklete sahip olmak? Süslü bir cruiser, deri çantaları olan, bir sürü krom parçası olan, özel aydınlatma sistemleri olan? Peki ya sırtınızda kardeşliğinizin simgesi olan bir yeleğe sahip olmak? Bunlar ise maddi özgürlüktü. Ailem iki tekere her zaman karşıydı. Bisiklete bile. Altı yaşında sünnet olduğumda babamdan bisiklet istemiştim. Kabul etmişti ama bir şekilde erteledi. Kısa süre sonra da vefat etti. En büyük amcam plastik olan üç tekerli bisikletlerden almıştı. O da mahalleden arkadaşım binerken son anda kurtularak arabanın altında kalarak parçalanmıştı. Daha sonrasından da fırsat olmadı bisiklete binmeye. Ama hep içimde kalmıştır iki tekere sahip olmak.
Ben rahmetlinin iki tekere karşı olduğunu 14 yaşındayken öğrenebildim. Lise ikinci sınıfta yaz tatiline girdikten sonra annemi zar zor ikna ederek bir yere çalışmaya başladım. Yıl 2005, haftalık kazandığım para 60 TL idi. Kuzenimin Bianchi marka kırmızı bisikletini almıştım. Onunla da birkaç ay geçirdikten sonra ablamın kilidi açık unutmasından ötürü çalınmıştı. Çok üzülmüştüm ama kimseye birşey de diyemedim.
Daha sonradan aldığım ikinci el bisikletimi lise son sınıfa kadar kullandım. Yaz başlamadan tüm parçalarını söker, zımparalar, yeniden boyar, sticker'larını değiştirir, tüm bakımlarını sıfırdan yapardım. Bisikletle çok uzun mesafeler katetmiştim yaşıma göre; kendime göre. Daha sonrasından ise hevesim geçti kaldırıp attım bir köşeye. Bir süre sonra da mahallede maddi durumu olmayan ama bisiklete sahip olmayı çok isteyen, herkes bisikletle dolaşırken sürekli kaldırımda oturup diğer çocuklarla oynayan bir çocuğa hediye etmiştim.
Tüm bunlar bir yana asıl hayalim motosiklete sahip olmaktı. Tabii bisiklete bile binmem bu kadar sorun olurken motosiklete sahip olmak daha büyük bir sorundu. Tıpkı mahalledeki o çocuk gibi bende motosikletlere bakıyordum. O zaman benim için sınıfı önemli değildi. Motosiklet olsun da, ne olursa olsun. Hatta bir gece rüyamda ablamın bana motosiklet aldığını görüp, sabahında aramızda geçen konuşma aynen şu şekildeydi:
-Abla rüyamda bana motosiklet aldığını gördüm
-Aa, ne güzel. Anca rüyanda görürsün zaten!
Israrlarım sonuçsuz kaldı. Dedim ya hepsi maddiyata dayalı sonuç olarak. Lise bitti, üniversite bitti, iş hayatına atıldım. Ara verdim, askere gittim geldim. Çalışmaya devam ettim. Motosiklet hevesim geçmemişti. Ama unutmuştum. İki sene önce Mersin-Ataş Rafinerisinde çalışırken Caner kardeşim motosiklet almaya karar verdi. Çok karşı çıktım evleneceği için. Bunun gereksiz bir alışveriş olduğunu, tehlikeli olduğunu söylesem de ikna edemedim. Üstelik daha önceden ağzına motosiklet kelimesini almamış biri motosiklet almaya karar veriyor. Ayrıca şunu da eklemek istiyorum. Caner'le aynı liseden mezun olduk. Kendisi benim bir alt sınıfımdandı. Okul bittikten sonra bu kadar samimi olabildik. İlk zamanlar birbirimizi hiç sevmezdik de

Sonuç olarak ''Şimdi almazsam, bir daha alamam. Gençliğimi yaşamam lazım.'' diyerek satın aldı Spyder'ını. Bize de hayırlı olsun demek düştü.
Ben de motosiklet almaya karar verdim. Fakat tarzı henüz belirlememiştim. İlk etapta aklımda Honda Cbr125 vardı. İlk fırsatta aldım soluğu Honda Bayiisinde. İçeri girmeden önce annemi aradım. "Anne ben motosiklet alıyorum" dedim. Karşılığında da "Ne motoru! Saçmalama! Alırsan sana hakkımı helal etmem!" diyip telefonu suratıma kapattı

Ben de soluğu içerde aldım. Tüm ekipmanları aldım, motorun rengini beğendim. Sistemden kredi çekip satın alacaktım. Görevli bilgisayarın başına oturup sisteme giriş yapacakken elektrikler kesildi. "Vardır bunda bir hayır." diyerek satın almadan çıktım.
Sonrasında ise Racing tür motorlarla olan kazalarda yüksek oranlarda kurtulan olmadığını görünce vazgeçtim bu sevdadan. Chopper/Cruiser tarzına yöneldim. Orada bir Mondial Mct 250 satın alacaktım. Adamla buluştuk, fiyatta anlaştık. Motorun başına geçtim. Yaklaşık 2 km sürdüm. Kollarım koptu titreşimden ötürü! Vazgeçtim. Yine hayaller sonraya kaldı. Mersin-Ataş Rafinerisinden döndükten sonra bir kaç ay daha İstanbul'da çalıştım. Sonradan görevlendirme olarak bu sefer Petkim Petrokimya Tesislerine geldim. İzmir/Aliağa'da ikamet etmeye başladım. Bundan üç sene önce Caner ile birlikte Aliağa'da aynı projede çalışıp, aynı evi paylaşmıştık.
Şirketin görevlendirme için ödediği miktar kişisel ihtiyaçlarımı karşılamaktan fazla idi. Ben de bunu bir fırsat olarak bilip hemen başladım hesap kitap yapmaya. Motosikleti satın alabiliyordum. Borcumu da 9 ay sonra kapatabiliyordum. Bütçeyi zorlamamak için Regal Raptor'a bulaşmadım. Bir de boy kısa olduğu için cesaret edemedim. Geçen sene Şubat'ta Kuba Superlight 250 satın aldım. Aldım, kullanmaya başladım. 4500 km kullandım. Ama bir şeyler eksikti. Uzun yolda tatmin etmiyordu beni. İzmir İl Teşkilatı kurulmamıştı daha. Kulüpten Ufuk kardeşime sattım. Dipnot: Ufuk kardeşim İzmir İl Teşkilatı üyeleri arasından ilk tanıdığımdır. Peşinden de bastım Çanakkale'ye Daytona'mı almaya. Adını "Dul Feryadı" koymuştum
Caner kulüpten bahsedip duruyordu. Aldıktan bir hafta sonra üye olup ilk mesajımı attım. Aslında kulüp olaylarına karşı tutumum negatifti. Gereksiz ve saçma geliyordu. Aranızda bulunduğum pozisyona bakıp kahkaha atanlar olabilir. Tamamen doğal samimiyet

Arkadaşlarla tanıştık, kaynaştık. Fakat hiçbirini gerçek hayatta tanımıyordum. Patch haketmek için forumda aktif olup buluşmalara gitmek gerekiyordu. Ben İzmir'de olduğum için bu mümkün değildi. Üç ay sonra gittiğim ilk buluşmada Alper Başkan bir seferliğe mahsus bir kolaylık sağladı ve Patch'lerime kavuştum.
Dul Feryadı'yla 16.000 km yol katedip Ege bölgesinin neredeyse tamamını gezdikten sonra Dragstar 650 almaya karar verdim. Tabii motorumu satmadan son 20 gün öncesinden de İzmir İl Teşkilatı'nı kurmak için çalışmalara başlamıştık. Daha önceki yazılarımda teşkilatın nasıl kurulduğundan bahsetmiştim. En sonunda motorumu Manisa'da subay bir arkadaşa sattım ve bastım Bandırma'ya gittim Dragstar almak için. Bu süre zarfında da Kulüp içerisindeki arkadaşlardan sır gibi sakladım ne alacağımı. Bandırma benim için tam bir hayalkırıklığı oldu. Makine fotoğrafta göründüğü gibi değildi. Perişandı adeta.
Moralim bozularak otogara dönerken kuzenimi aradım. Vn800 vardı onda da. Alper Başkan ve Celil Başkan ile 29 Ekim Kortejinde tanışmışlar

Ondan canavarı satın aldım ve adını Orca koydum. Şu anda Orca ile 7500 km yol yaptık. Sezon bitti ama hala yaz-kış demeden motora binip toplantı,organizasyon, etkinlik düzenleyip kardeşlerimizle birlikte yol katetmeye devam ediyoruz.
Hepiniz motosiklete binmelisiniz. Ta ki sürmenin ne demek olduğunu anlayana kadar. Hep birlikte, güvenle, hep daha ileriye.
Farınız da, yolunuz da açık olsun.
Sevgiler.
tb